Site icon Özgür Gelecek

EMEK | “Sorun Çözülene Kadar Mücadele Edeceğiz!”

Mersin Uluslararası Liman İşletmeciliği A.Ş. (MIP) ve taşeron şirketi Özgüneş Taşımacılık Forklift Hizmetleri Tic. ve San. Ltd. Şti.’de işten çıkartılan 180 işçinin direnişi 4.5 ayı geride bıraktı. Türkiye Motorlu Taşıt İşçileri Sendikasının, (TÜMTİS) Mersin Uluslararası Liman İşletmeciliği önünde sürdürdüğü direniş Mersin Limanı’nda sürüyor. Mersin Şube Başkanı Savaş Gürkan ile direnişe dair konuştuk. Gürkan, “MIP’nin ana ortağı Singapurlu PSA, dünyanın en büyük liman işletmecisi firma; 30’un üzerinde ülkede liman işletmeciliği yapıyor” diyerek “Mersin Limanı’ndaki bir kazanım sadece Mersin liman işçisinin kazanımı olmayacak, aynı zamanda Türkiye işçi sınıfının kazanımı olacak” sözleriyle direnişin önemine vurgu yaptı.

– Sizi direnişe götüren süreci okurlarımıza hatırlatır mısınız?

– Özgüneş Taşımacılık, Uluslararası Mersin Limanı’nın yükleme-boşaltma işini yapan, yani elleçleme (yükün bir yerden başka yere operasyonel olarak aktarılması -YN) işini yapan taşeron bir şirket. Burada, Türkiye’deki mevzuata ve yasalara göre asıl işte taşeron çalıştırılamaz. Fakat insan bedeninin, insanların işinin en yoğun olduğu bölüm olduğu için bu bölüm taşerona devredilmiş. Zaten bugüne kadar herhangi bir denetim yoktu.

İşçiler 2022 yılında, bundan üç yıl önce, sendikalaşmak için bize başvurdu. 200 kişinin çalıştığı Özgüneş Taşımacılık’ta bir hafta gibi kısa bir sürede çoğunluk tespitini sağladık ve Bakanlıktan çoğunluk tespiti geldi. Çoğunluk tespiti geldikten sonra işveren, sendikal örgütlülüğü dağıtmak için bir taraftan o dönemde, yani 2022 yılında, çoğunluk tespitine itiraz etti ve mahkemeye verdi. Diğer taraftan da işçi arkadaşları tek tek sendikadan istifa ettirmek için çağırdı, işten atmakla tehdit etti.

Fakat arkadaşlarımızın tamamı örgütlülüğe, sendikalarına sahip çıktı; bir işçi dahi sendikadan istifa etmedi. Yasal süreci, mahkemelerin tamamını — hem yerel mahkemeyi, istinaf mahkemesini ve en son Yargıtay’ı — sendikanın yetkisinin kesinleşmesiyle birlikte tamamladıktan sonra, 2025 yılının Kasım ayında biz iş yerinde toplu sözleşme görüşmelerine başladık. Ve parasal maddeler dışında 30’un üzerinde idari maddede anlaştık.

Fakat 31 Aralık 2025 günü işveren, limanda işçi arkadaşları toplayarak; “Ana firma MIP’ye (Mersin International Port) sözleşmemi feshetti, artık ben aranızda olmayacağım, hepinizin de çıkışını veriyoruz” diyerek işçi arkadaşların çıkışlarını verdi. Biz limanı işleten ana firma MIP ile Özgüneş işvereninin, danışıklı olarak sendikadan kurtulmak için böyle bir formül üzerinde durduklarını düşünüyoruz.

Zaten 1 Ocak 2026 tarihi itibarıyla da işten çıkarılan 185 işçiyle biz Liman A Kapısı önünde ve MIP önünde direniş başlattık. Yeniden arkadaşlarımızın işbaşı yapması, yeniden toplu sözleşme sürecinin kaldığı yerden devam etmesi talebiyle… Tabii daha sonra hukuki olarak gerekli yerlere de başvuru yaptık. Hem arkadaşların işe iade davaları açıldı hem de Çalışma Bakanlığı’ndan, Çalışma Genel Müdürlüğü’nden iş müfettişi talebinde bulunduk. Ankara’dan iş müfettişleri geldi. Ve bizim tezlerimiz -yani ana firma MIP ile birlikte Özgüneş Taşımacılık’ın sendikal örgütlülüğü dağıtmak, sendikadan kurtulmak için hukuki yollardan, dolambaçlı yollardan kurtulmak için böyle bir formül geliştirdiği- müfettiş raporlarıyla da kesinleşmiş durumda.

Direnişimiz ilk günkü gibi kararlılıkla, coşkuyla devam ediyor. Bizim tek bir talebimiz var: “İşten çıkarılan bütün arkadaşlarımızın eksiksiz bir şekilde işbaşı yapması.”

– Direnişi nasıl sürdürüyor, nasıl örgütlüyorsunuz? Ekonomik olarak nasıl bir dayanışma ağınız var?

– Şöyle yapıyoruz… Burada direnişteki işçi arkadaşlarla sendika şubemizin oluşturduğu bir direniş komitemiz var. Bu komitemiz vasıtasıyla sürdürüyoruz. Tabii ki arkadaşlarımız için ekonomik anlamda bu süreci sürdürmek hiç kolay değil. Arkadaşlarımız işsizlik maaşı alıyor ama bu maaş tabii ki yetmiyor. Aldıkları işsizlik maaşı 15-20 bin lira civarında, ama bununla birlikte sendikamız bütün olanaklarını seferber ederek işçilere ekonomik anlamda katkı sunuyor. Bu şekliyle işçi arkadaşlar direnişi devam ettiriyor. Yani ilk günden bu yana, Liman A Kapısı önünde ve dönem dönem de liman işletmecisi olan Mersin International Port A.Ş. önünde direniş devam ediyor.

Aynı inanç ve kararlılıkla…

– Bugün birçok yerde sendikalaşmaya dair artan bir saldırı dalgası var. Bir şekilde bu anayasal hakkın önüne geçilmeye çalışılıyor. Buna karşı da işçilerin tepkisi var. Bu tabloyu nasıl değerlendiriyorsunuz?

​- Mersin Limanı’nda bizim yaptığımız ilk direniş değil bu. Biraz geriye gidersem, 2007 yılında Mersin Limanı özelleştirildi. Özelleştirilmeyle birlikte limandaki 40 yıllık sendikal örgütlülük dağıtıldı. Limanı satın alan şirket, MIP’nin ana ortağı Singapurlu PSA. Bu, dünyanın en büyük liman işletmecisi firma; 30’un üzerinde ülkede liman işletmeciliği yapıyor. Mersin Limanı da yapılan iş -yani yüklenip boşaltılan konteyner sayısı, ona birim olarak TEU deniyor- bakımından Türkiye’nin en büyük limanı, Avrupa’nın da en büyük limanlarından bir tanesi.

​2007 yılında sendikal örgütlülük dağıtılınca, ana firmada 300 civarında kadrolu ama limanın asıl işini yapan 2000’in üzerinde işçi, farklı farklı onlarca taşerona bölünmüş şekilde kölelik koşullarında çalışıyor.

​Şimdi size ilginç bir şey anlatacağım: Türkiye’de yasal olarak çalışma süresi haftada 45 saat; ortalamada haftalık 60-65 saat oluyor, ama aralıksız bir şekilde çalışan işçiler gördük. Biz bu örgütlenme döneminde bunu gördük. 36 saat aralıksız çalışan işçilerle karşılaştık. Bundan dolayı iş kazalarının çok sık olduğu, uzuvlarını kaybeden, çalışamaz durumda iş kazası geçiren onlarca işçiyle karşılaştık.

​2007 yılında sendikal örgütlülük dağıtılınca, 2011 yılında yine limanın yükleme-boşaltma işini yapan Akansel Nakliyat’ta sendikamız örgütlenme çalışması sürdürdü. Yaklaşık 500’ün üzerinde işçi arkadaşla vermiş olduğumuz 5,5 aylık direnişin sonucunda limanda hem ana firmada hem taşeronlarda sendikalaşma oldu ve liman bir çalışma düzenine kavuştu. ​Şimdi mesela burada sendika olarak biz Uluslararası Taşıma İşçileri Federasyonu (ITF), merkezi Londra’da bulunan ve hemen hemen Avrupa ve dünyanın liman işletmelerinin olduğu bütün ülkelerdeki örgütlü sendikalarla bir dayanışma ağı örmeye çalışıyoruz. Bir taraftan limanların bağlı olduğu Ulaştırma Bakanlığı, Çalışma Bakanlığı nezdinde sendikamızın girişimleri devam ediyor. Bir taraftan da Mersin’deki yerel kamuoyu, diğer sendikaların çabasıyla sürdürmeye çalışıyoruz direnişi. Tabii, bu önemli; yani her cepheden ana firmayı sorunun çözümüne dair sıkıştırmaya çalışıyoruz. Tabii ki Ankara’da maden işçilerinin başarılı olması bir umut oldu, ama dediğim gibi burası hizmet sektörü ve biz işyerinin önünde mücadeleyi sürdürüyoruz.

Başka seçenekler neler olabilir? Bunu hem sendikanın genel merkeziyle hem de direnişteki işçi arkadaşlarla yaptığımız toplantılarda değerlendiriyoruz; neler yapılabilir, nasıl yapılabilir diye tartışıyoruz. Az önce de söyledim, Mersin Limanı’nda elde edilecek bir kazanım sadece Mersin liman işçisinin değil, aynı zamanda Türkiye işçi sınıfının da kazanımı olacak. Bu, maden işçilerinin tazminatlarını ve ücretlerini aldıklarında olduğu gibi işçi sınıfının moralini daha da yükseltecek. Buradaki talep yalnızca tazminatlar değil; bunun ötesinde, asıl iş kapsamında çalıştıkları için bütün arkadaşlarımızın yeniden kadrolu olarak limandaki işlerine dönmesi.

– Son olarak eklemek istediğiniz bir şey var mı?

– Kamuoyuna yapacağımız çağrı şu: Biz aynı kararlılıkla, aynı inançla devam ediyoruz. Bir tane liman işçisi dahi dışarıda kalmayacak şekilde, sorun çözülene kadar mücadeleden bir adım geri atmayacağız. Sorunun çözümüne dair hem Ulaştırma Bakanlığı hem MIP ile görüşmeye hazırız. Ama dediğim gibi, sorun çözülene kadar mücadeleye devam edeceğiz.

Exit mobile version