Tarım, gıdanın temel mekanizması olduğu gibi sanayinin de önemli hammadde kaynağıdır. Tütün olmadan sigara sanayi fabrikaları, domates olmadan salça fabrikaları, pamuk olmadan tekstil sanayi, tarım olmadan biyoyakıt, sağlık-kozmetik sektörü olmaz…
Bu ve benzeri birçok sanayi kolunun temel hammadde kaynağı tarımdır. Kısacası tarım, tüm insanları doyuran toprak olduğu kadar sanayi gelişiminin ve sürdürülebilirliğinin de temel öğelerinden biridir. Bu nedenle dünya tarımsal üretim alanında yaşanan her bir gelişme, gıdayı ve açlık sorununu ilgilendirdiği kadar sanayi üretimini de ilgilendiriyor. Özcesi: tarımsal üretim, toplumsal dinamoyu çalıştıran üretim sarkacıdır. Bu nedenle, dünya tarımsal hammadde üretiminde ve lojistik zincirinde yaşanan her kriz, hacmi doğrultusunda, küresel ölçekte ciddi sorunlar doğurmaya zemin sunar. Özellikle tarımsal üretimde girdi tedariğinde ithalata bağımlı ülkelerde durum daha vahim sonuçlar doğurur.
Ne yazık ki 1980 sonrası, emperyalist finans kapitalin dünya genelinde uygulamaya başladığı neo-liberal serbest piyasa ekonomi politikaları sonucunda dünyanın birçok ülkesi tarımsal girdi tedariğinde ithalata bağımlı hale gelmiştir. Buna Türkiye gibi adına “tarım ülkesi” denen ülkeler de dahildir. Emperyalist finans kapitalin neo-liberal politikaları -Türkiye gibi- yarı-sömürge ülkelerin kırsalında tarımı dönüştürmüştür. Kapitalist çok uluslu tarım ve gıda tekellerinin organizatörlüğünde endüstriyel tarımsal üretim, hâkim üretim biçimi hâline getirilmiştir. Böylece geleneksel köylü tarzı üretimden uzaklaştırılan üretici, bitkisel ve hayvansal üretimde çok uluslu ve komprador tarım-kimya şirketlerine bağımlı kılınmıştır.
Endüstriyel tarımsal üretim, Türkiye kırsalında hâkim üretim biçimi olmadan önce domates üreticisi köylü, domates fidesini bir önceki mahsulün hasadından ayırdığı tohumla kendisi yetiştirirken -elde ederken- bugün fideyi pazardan satın almaktadır. Patates, buğday, ayçiçeği üreticisi için de benzer durum söz konusudur. Karpuzdan soğana, biberden mısıra neredeyse tüm bitkisel ve hayvansal üretimde köylü, şirketlerin tohum ve fidesine bağımlı hale gelmiştir.
Tarım şirketlerine, pazara bağımlı olmak demek, ithalata bağımlı olmak demektir. Emperyalist haydut ABD ve İsrail Siyonizminin 27 Şubat’ta İran’a saldırması ve ardından İran’ın Hürmüz Boğazı’nı kapatması, tüm dünyada enerji ve gıda fiyatlarının zamlanmasına neden oldu. Petrol fiyatı 60 dolardan 100 doların üzerine çıktı. Uluslararası kuruluşlar savaşın başlamasından bu yana küresel ölçekte gübre fiyatının % 80 zamlandığını söylüyor. Türkiye hem mazotta-enerji tedariğinde hem de gübrede % 80’e yakın bir oranda dışarıya bağımlı olduğundan küresel piyasalarda yaşanan her bir sorun içeriye yeni sorunlar doğuruyor.
Köylü, her koşulda zarar ediyor!
Endüstriyel tarımsal üretimin temelinde; kimyasal gübre, zirai ilaçlar, şirket tohumları, mazot-enerji-elektrik vb., traktör, biçerdöver gibi tarımsal ekipmanlar, ticari lojistik ve benzeri şeyler yer alır. Tarlayı süren traktör ithal, traktörü çalıştıran mazot ithal, gübre ve ilaç ithal, gübreyi-ilacı traktörle atan ekipman ithal, sulamada kullanılan elektrik büyük oranda doğalgaza bağımlı… Emek, işçi çalıştırmayı ayrı tutarsak, girdi kalemlerinin neredeyse tamamında ithalata bağımlılık söz konusudur.
Savaş nedeniyle gübre fiyatlarının küresel oranda yüzde 80 zamlanmasının nedeni, dünya deniz yoluyla yapılan gübre ticaretinin ve taşımacılığının üçte birinin Hürmüz Boğazı’ndan geçiyor olmasıdır.
“İran, Katar, Suudi Arabistan ve Umman özellikle nitrojen bazlı üre ve amonyak ihracatında başı çekiyor. BM FAO’ya -Tarım Gıda Örgütü- göre küresel üre ihracatının yüzde 30-35’i, amonyak ihracatının yüzde 20-30’u Basra Körfezi’nden geçiyor. Petrolün aksine gübre sektöründe uluslararası koordine edilmiş bir stratejik rezerv bulunmuyor. Çok hacimli olduğu için ve finansman maliyeti nedeniyle, özellikle yoksul ülkelerde stoklar çok düşük düzeyde. Bazı ülkeler gübre tedariğinde Hürmüz Boğazı’na bağımlı. Hürmüz kapanınca (ve petrol doğalgaz üretimi bombardıman nedeniyle azaldığından) gübre fiyatları fırlıyor, kimyasal gübrenin hammaddesinin fosil (petrol ve doğalgaz) bazlı olması fiyatları artıran ayrı bir etken oluyor.” (1)
Endüstriyel tarım ile birlikte dünya genelinde tarımsal toprak yapısı hızlı bir şekilde bozulmaya başladı. Endüstriyel tarımın temel bileşenleri kimyasal gübre, zirai ilaçlar, aşırı sulamaya bağımlılık ve tek tip üretim deseni, toprağın kendini onarıp yenilemesine imkân vermiyor. Kimyasal bazlı kullanıma bağımlılığın artması, toprakta bulunan doğal minerallerin, organik bileşenlerin, toprak temizleyicisi ve doğal gübre yapıcısı solucanların, biyolojik çeşitliliğin azalması, üretim verimliliğini doğrudan etkileyen şeylerdir. Endüstriyel tarım nedeniyle çoraklaşmaya başlayan toprakta, şirketlerin ticari kârı için üretim verimliliğini artırmanın tek yolu yine kimyasal gübre kullanımıdır. Kimyasal gübre ve ilaç kullanımı, toprağın yapısını, çiftçiler kullansa da kullanmasa da, zarara uğratıyor.
Endüstriyel ticari tarıma mahkûm edilen köylü, verimliliği artırmak için şirketlerin yönlendirmesiyle kimyasal bazlı girdi kullanımına ağırlık vermeye başlıyor. Zaman içinde toprak üretim kalitesini yitirmeye başladığından, verimliliği korumak adına daha çok kimyasal gübre kullanıyor. Gübrede ithalata bağımlı olunduğundan, küresel piyasalarda yaşanan sorunlar (tarımda) krize dönüşüyor. Türkiye gibi yarı-sömürge komprador üretim ekonomisine sahip ülkelerde endüstriyel tarım ithalata bağımlılığı artıran bir ekonomi biçimidir. Hal böyle olduğundan, bir süre sonra bozulan toprak yapısını “onarmak” için tekrar ithalata yönelmek gerekiyor. Bir nevi kendini tekrar tekrar üreten bir bağımlılık ilişkisi kuruluyor.
Karın tokluğuna üret, köle gibi yaşa!
İthalata bağımlılık, emperyalistlerle kurulan üretim ilişkileri nedeniyle bir anda yıkıma neden olan kırılganlık biçimidir. Küba’nın 1990 öncesi Rus sosyal emperyalizmiyle kurduğu ekonomik siyasi ilişki buna örnektir. 1990’ların başında Küba ile “Sovyetler Birliği” arasındaki Karşılıklı Ekonomik Yardımlaşma Konseyi’nin dağılması, Küba’da kısa sürede gıda krizine neden oldu. Rus sosyal emperyalizmi kurduğu bağımlılık ilişkisi Küba’nın geleneksel tarımsal üretim yapısını bozmuş, endüstriyel tarıma entegre edilen Küba’da “petrol, gübre, tarım ilaçları ve makine-teçhizat” ithalatı durunca tarım-gıda krizi başlamış ve halk açlıkla yüz yüze kalmıştır. Küba, ithalata bağımlılığın sonuçlarını açlıkla yüz yüze gelerek öğrendi.(2)
Tarımsal üretimde ithalata bağımlılık uluslararası piyasalara, borsalara bağımlılıktır. Emperyalist borsalarda yaşanan her bir kriz dalgası, yarı-sömürge ekonomilerinde tsunami etkisi yaratıyor. Savaş kaynaklı petrol, doğalgaz ve gübre üreticisi ülkelerde yaşanan gelişmeler dünya genelinde gıda krizi olarak karşılık buldu. İthalata bağımlılık devam ettiği müddetçe, bugün savaş nedeniyle çıkan kriz yarın finans tekellerinin spekülasyonlarıyla devam eder.
Tarımsal ihracat-ithalat politikaları ülke ekonomilerinde önemli makro politikalar içinde yer alır. Bu noktada iktidarın uyguladığı politikalar kalkınmacı, toplumsal kalkınmacı bir içerik taşımamakta, tamamen şirketlerin pazar-piyasa yapılarına, kâr hadlerine odaklanmaktadır. Emperyalist mali sermayenin neo-liberalizmle oluşturduğu şirketleştirme, finansallaştırma yaklaşımı bu boyutlarıyla şirketlerin birikimlerini artırmaya dönüktür (hasat zamanı kaldırılan üründen tohum almanın ortadan kaldırılması da bununla ilgilidir). Bu fasit dairede üreticilerin, tüm emekçilerin yeri sadece karın tokluğuna üretmek, kölece çalışmaktır.
Emperyalist yeni küresel iş bölümünde şirketler her şeydir; tüm pazar ve piyasalar onların rahat hareket edeceği hale getirilmiştir, getirilmektedir. Bu açıdan, bugünün sömürü ağından çıkmak kesinlikle zorunludur.
İthalata bağımlılığın panzehiri gıda egemenliğinin yaratılmasıdır. Gıda egemenliği tesis edilmeden dünya piyasalarını kontrol eden çok uluslu endüstriyel tarım-kimya şirketlerinin boyunduruğundan çıkılmaz. Finans kapitalin besleyip büyüttüğü tarım-kimya şirketlerine (bağımlılığı körükleyen endüstriyel tarıma) karşı üretim ve bölüşümde el birliğini esas alan demokratik paylaşımcı kooperatifçiliği geliştirmek gerekiyor. Çiftçilerle köylülerle bütünleşmiş komprador kapitalist üretim yapısına karşı kooperatiflerle ekolojik sürdürülebilir tarımı tesis etmek ithalat bağımlılığını, şirket-piyasa bağımlılığını ortadan kaldıracak panzehirdir.
(1) Savaş ve küresel açlık tehlikesi, Hayri Kozanoğlu, 28.03.2022 Birgün
(2) Küba’da Sürdürülebilir Kent Tarımı, Sinan Hunt, Yeni İnsan Yayınevi 2021

