
Kapitalizmin 2008 krizi, yaklaşık 20 yıldan beri farklı fazlardan geçerek derinleşiyor ve yayılıyor. İran Savaşı ve Hürmüz Boğazı’nın kapatılması krizin yeni bir faza geçişi işaretlendi. En başta, küresel ölçekte petrolün tedarik zincirinde önemli bir yer tutan Körfez ülkeleri ve İran’ın savaşla birlikte petrol ihracatının kesilmesi, hızlı bir şekilde enerji şokunu ve krizini tetikledi.
Savaşın yarattığı tahribat bölge ülkelerine ciddi zarar verdi. Savaşın sona ermesi durumunda bile petrol üretiminin savaş öncesi duruma dönmesi için birkaç yıla ihtiyaç olduğu hesaplanıyor. Savaşın şiddetlenerek sürmesi enerji krizinin yıkıcı bir hal alması anlamına gelecek. Ateşkes sürecinin savaşın farklı bir aşaması olduğunu düşünürsek, enerji şoklarının krize dönüşmesi kaçınılmazlaşıyor. Bu durum aynı zamanda gıda krizi anlamına geliyor. Ekonomik durgunluğun derinleşmesi ve küresel enflasyonun yükselmesi küresel stagflasyon riskini yaratıyor. Finans kapitalin IMF gibi temel kurumlarının son raporları benzer risklerden söz ediyor.
Kriz ve savaş diyalektiği
Kapitalist krizin çoklu ve girift gelişimi gösteren bu süreç aynı zamanda jeo-politik krizleri tetikliyor. Kapitalizmin yaratıcı yıkıcılığı diye tanımlanan savaşlar bu konjonktürlerde krizden çıkmanın bir yöntemi olarak devreye sokuluyor.
Aktüel olarak, küresel düzeyde jeo-politik özellik taşıyan coğrafyalarda, süren 20 savaş, Ukrayna Savaşı ve İran Savaşı bu ekonomi-politik üzerinden okunabilir. Bu süreç aynı zamanda emperyal özneler arasındaki hegemonya krizini/savaşını dışavuruyor.
Henüz emperyal özneler arasında karşılıklı bir savaşın olmamasına rağmen, örtük ve dolayımlı savaşlar sürüyor. Ukrayna ve İran Savaşı bu noktada daha özel bir yere konulabilir. Ve süreç hızla nitelik olarak farklı bir aşamayı gösteren emperyal özneler arasında bir savaşın, daha net bir ifadeyle bir dünya savaşının, nesnel koşullarını hazırlamış durumda.
Bir savaş imparatorluğu olarak ABD
Dünya ekonomisinin aktüel tablosu ilginç bir kompozisyon veriyor. Ve kapitalist birleşik eşitsiz gelişim yasasının somut yansımasını bu tablodan görebiliyoruz. Özellikle emperyalist özneler, küresel eksende dış ticaret ve cari dengelerinde ciddi farklılıklar gösteriyor.
Çin hibrit bir ekonomik politika izliyor. Aşırı üretim ve kapasite sorunuyla karşı karşıya ve deflasyon kıskacında. Rekor düzeyde ticaret fazlasına sahip. Bu sorunu aşması için izleyeceği politikalar dünya savaşının nesnel zeminlerini yaratabilir. Kapasite fazlalığını aşmak için izleyeceği agresif pazar politikaları sürecin gerilmesini artırabilir.
ABD ise dünyanın en borçlu ülkesi olarak dikkat çekiyor. Doların rezerv para olmasının sağladığı avantajlarla sorunları bir düzeyde giderse de, doların hegemonyasının aşınması sürüyor. Bu eğilim ekonominin giderek ölümcül darbeler alması anlamına geliyor. Venezuela, İran ve Suudi Arabistan’ın doları devre dışı bırakan hamleleri ABD’yi ne derece rahatsız ettiği İran Savaşı ve Venezuela müdahalesiyle görüldü.
Ayrıca, sanayi üretiminde gerileyen ABD, platform kapitalizm ve finans sektöründe ileri bir düzey gösteriyor. Kısaca, ABD ekonomisi kırılgan ve aşırı borçlu. Teknoloji balonu oluşmuş durumda ve bu balonun her an patlama olasılığı var. İran Savaşı’nın gelişim seyri bu riski artırabilir. ABD ekonomisi ayrıca devasa dış ticaret açığı veriyor.
AB ise ekonomik durgunluk içinde. Küresel rekabette geriye düşmüş durumda ve AB içinde merkez ülkeler ve çevre ülkeler çelişkisi ekonomik durgunluğu artırıcı bir faktör olarak dikkat çekiyor.
Emperyalist agresyon politikaları
Süreç, emperyal özneler arasında gerilim ve çelişkilerin arttığı ve küresel düzeyde sürekli savaş konseptine geçildiği bir momentin önünü açıyor. Kapitalist krizinin yeni fazlara girerek derinleşmesi savaşları kaçınılmaz hale getiriyor.
ABD bir savaş imparatorluğu olarak hegemonyasındaki aşınmaya karşı agresyon politikalarını şiddetlendiriyor.
Çin yapay zekâ ve robotik teknolojilerindeki ataklarıyla dikkat çekiyor. Bu atakların savaş endüstrisine yansımaması düşünülemez. ABD’nin olağanüstü savaş gücüne sahip olması, bütçesinden Çin’le kıyaslandığında silahlanmaya ayırdığı pay yaklaşık üç kat fazla olmasına rağmen, Çin’i küçümsememek gerekiyor. İran Savaşında hibrit silahların rolü düşünüldüğünde, Çin bilinmeyen bir güç olarak dikkat çekiyor.
Ekonomilerin savaş ekonomilerine dönüşeceği bir dönemin içine giriyoruz. Ya da savaşlarla ekonomik atakların iç içe geçtiği bir dönemin içindeyiz.



