GüncelMakaleler

YORUM | Dünyada Durum, Çelişkiler, Saldırılar ve Hakimiyet Savaşı

"Tarih bize emperyalizm var olduğu müddetçe savaşların kaçınılmaz olduğunu gösterdi. İki dünya savaşını çıkartan emperyalistler, üçüncü bir emperyalist savaşa hazırlanıyorlar. Biz de  buna karşı hazırlanmalıyız."

Dünyanın kendi ekseni etrafında dönme hızına paralel, siyasi sürecin hızına yetişmekte zorlanıyoruz. Değişimler, çelişkiler, saldırılar, ateşkesten savaşa hızlı dönüşümün gündeme oturduğu bir zaman dilimini geçiyoruz. Ekonomide, siyasette, toplumsal olgulardan bireysel yaşamın hak, hukuk ve özgürlüğünde ciddi değişim ve ihlallerin güncellenerek hayatımıza müdahale edildiği ve buna karşı mücadele araçlarını oluşturmaya çalışarak yaşamaya çalışıyoruz. Doğanın tahribatı, ekolojik sistemin tarumar edilmesi, canlıların yaşam alanlarının daraltılmasından tutalım da yaşlı dünyanın sonunun getirilmesi için yapılması gereken ne varsa yapılmaktadır. Dünyayı yaşanmaz hale getirenlerin dünya üzerindeki hakimiyetleri var oldukça bu yaşanılanlar “kader” olarak topluma benimsetilecektir. Ancak bu “kader” değil kapitalist/emperyalist sistemin dünya sömürüsü üzerine kurulu saltanatı olduğunu biliyor ve bu saltanatın yıkım iradenin toplumlarda var olduğunu ve bunun mücadelesini vermekle mümkün olacağını göstereceğiz.

21. yüzyılın yaşanılmaması gereken tüm insan üstü pisliklerinin yaşandığı bir dünya inşa edilmektedir. Savaşta, şiddette, siyasette kısacası en doğal hak olan yaşam hakkının bu denli sınırsız ve ahlaksızca yok sayıldığı bir dönem daha bu kadar açık şekilde yaşanmamıştı. Epstein dosyasının sadece görünen yüzü, kapitalizmin çürümüşlüğünün geldiği en son noktanın ne olduğunu gösteriyor. Filistin’de on binlerce sivil ve çocuğun tüm dünyanın gözü önünde katledilmesinin ihanete varan suskunluğu, İran’da bir okulun bombalanması sonucu bir anda yüzlerce kız öğrencinin katledilmesini görmezden gelen bir dünya siyaseti sözkonusu. Dünün eli kanlı Colani’sinin yine bu eli kanlı emperyalist güçlerce bir devletin başına getirilmesi korkunç bir pervasızlığın sonucudur. Dünyayı kan gölüne çevirip insanları mülteci durumuna düşüren bu dünya düzensizliği yaptıklarının sonuçlarını yine mültecilere çıkarmaktadır. Mülteci akını üzerinden iç faşizmin güçlenmesine (özelikle Avrupa’nın) malzeme olarak kullanma ahlaksızlığını yaşıyoruz.

Milyonlarca mültecinin emek sömürüsü üzerinden zenginleşenlerin ikiyüzlü sahtekarlığına tanıklık ediyoruz. Akdeniz’in soğuk sularına gömülen binlerce masum insanın canı üzerinde nemalanan ve sınırsız ekonomik zenginlikler üzerinde saltanat kuran “insan tüccarları” türedi. Kapitalizmin tüm çirkefliğinden faydalanan asalak bir burjuvazi ve işbirlikçi kesim yaratıldı. Yaratılması bir tarafa meşruluk kazandırılarak burjuva siyasetinin en dip noktasına vardırıldı.

Bu gelişmeler bize gösteriyor ki, emperyalist güç dengelerinin yeni yüzyılda dünyaya hakim olma kavgasında sınırsız bir saldırı zemini oluşturuyor. Değişen güç ve alan hakimiyetinden yeni pazar alanlarının genişletilmesi ve korunması üzerinden bir savaş yürütülüyor. Hem de en ahlaksız en çürümüş en kokuşmuş şekli ile yapıyorlar.  Ekonomi, borsa, medya, yeni çağın teknolojik gelişimi kısacası tüm araçlar bu amaca göre konumlanmıştır. Bu devasa savaş dünya denen gezegeni yeni ve belirsiz bir ateşin girdabına hızlı bir şekilde sürüklemektedir. Bunun en baş aktörleri bugünkü emperyalist güçlerdir. ABD ve İngiliz emperyalistleri etrafına kümelenmiş emperyalist güçler ile Çin/Rusya’ya sırtını dayayarak ayakta kalmaya çalışan güçlerin hegemonya savaşının tehlikeli bir şekilde tırmandığını görüyoruz. Hiçbir hukuk tanımadan açıktan yürütülen haksız bir savaşın vekiller tarafından yürütüldüğüne tanıklık ediyoruz. Emperyalizmin çıkarları uğruna ülkelerin nasıl kan gölüne dönüştüğünü ve bu kan üzerinden devasa zenginliklere ulaşan sözde devlet başkanlarının ve etrafındaki ahalinin varlıklarına şahit oluyoruz. Emperyalizm adına işbirlikçilik yaparak kendi saltanatlarını kuranların saltanatları milyonlarca insanın bilinmeyen akıbetlerinin sorumlusu olmuştur.

Bu anlamıyla vekalet ve bölgesel savaşların akıbetinden sonra emperyalist aktörlerin kapışması yeni bir dünya savaşının hiç de uzak olmadığının resmini çiziyor. Orta Doğu, Kuzey Afrika, Akdeniz, Kafkasya, Doğu Avrupa bu cephenin en sıcak alanlarını oluşturmaktadır. Özelde Doğu Avrupa, emperyalist güçlerin direk karşı karşıya gelebileceği en önemli alan konumundadır. AB’nin başını çeken Almanya’nın savaş hükümetinin kurulması ve ekonomiyi savaşa göre dizayn etmesi ciddiyetle ele alınması gerekmektedir. Ekonominin yanısıra sosyal hakların ciddi oranda yok edilmesi, iç faşizmin güçlendirilmesi temel meselelerde savaş döneminde devletin cephe gerisini kendileri adına sağlama alınması yönlü adımlar tehlikeli bir şekilde inşa ediliyor. Bu yaklaşım tarzının, AB’nin ağırlıklı bir şekilde ülkelerinde uyguladıkları yöntem olması bakımından da önemle ele alınması gerekir. Tüm bu siyasi hamlelerine meşruluk kazandırmak adına toplumu birkaç beş yıl içinde savaşın olma riskinin kapıda olduğunu pratik adımlar ile anlatarak tüm bu militarist emellerini kabullendirmeye çalışıyorlar. Zorunlu askerlik, sığınaklar ve tatbikat amaçlı sirenler vb. bu kabullenişin normal hale getirilmesinin parçalarıdır. Kısacası emperyalist kapışmanın en somut çatışması Ukrayna üzerinden Batı Avrupa cephesinde yaşanılabilme riskini bilinçli bir şekilde Avrupa’nın gündemine alıyorlar.  Bu kapsamda devrimci iç savaşların ve örgütlü halk mücadelesinin önemi her zamankinden daha büyük sorumluluklar taşıyor. Metropollerde sokak direnişleri, anti-faşist, anti-emperyalist militan duruşun yanısıra yazılı ve görsel ajitasyon propaganda ile savaş hükümetlerinin teşhiri büyük öneme sahiptir. Her ülkenin işçi sınıfı ve yoksul halkının kendi burjuvazisine karşı anti savaş gardını doğru bir şekilde ele alması can alıcı bir öneme sahiptir. Burjuvazinin sahte anayurt naralarının nafile bir slogan olarak teşhir edilmesi elzemdir.
Lenin’in de dediği gibi “Ya savaşlar devrimlere yol açacak ya da devrimler savaşları engelleyecek” sorun buradaki iradi müdahalenin ve örgütlü mücadelenin yolu ve kapsamıdır.

Emperyalist çıkar ilişkileri, çelişkilerin de derinleşmesini getiriyor!

Dünyayı bir ahtapot gibi saran kapitalist/emperyalist güçler, dünyanın tüm zenginliklerini bir avuç tekelin egemenliğine sunmaktadır. Milyarlarca insanı açlık ve sefalete mahkum ederek yine bu tekellerin çıkarı uğruna ezilen ve sömürülen milyarlarca insan yedek gücü haline getirilmek istenmektedir. Birinci ve İkinci Paylaşım Savaşları gösterdi ki, birlikte iş tutanlar pazar alanları daraldığında ya da yeni pazar alanlarına ihtiyaç duyduklarında birbirleri ile boğuşmaktadırlar. Dün askeri ittifaklar kuranların, siyasi dostluk mesajları atanların gelinen aşamada nerede-nasıl durduklarına şahit oluyoruz. Dün anti-emperyalist sloganlar atanların bugün emperyalizm ve uşakları ile uzlaşı metinleri yazdıklarına şahit oluyoruz.

Eskiden darbe ve entrika ile iktidar değişen emperyalizmin bugün bir ülke devlet başkanını (Venezuela devlet Başkanı Nikolas Maduro) kaçıracak kadar açık korsanlık yapmakta sakınca görmeyecek seviyeye çıktığına tanıklık ediyoruz. Bu korsanlığı dünyaya güç ve yenilmezlik sembolü olarak sunmaya çalışmaları aslında “terörizm” kavramıyla ne kadar etkileşim içinde olduklarını göstermiştir. Bir ülkeye Danimarka’ya bağlı  (Grönland) özerk bölgeyi isteyip “olmaz ise işgal ederim” diyerek açıktan tehdidi edecek kadar pervasızlaşabilir mi? Evet! Söz konusu olan dünyanın baş belası ABD ve Trump olunca tüm bunlar olurken sessizlik çöküyor. ABD’nin özellikle Orta Doğu siyasetinin en önemli yapı taşı İsrail’dir. ABD siyasi ve askeri saldırganlığından geri kalmayan Siyonist İsrail, Filistin’de yüz binin üzerinde insanı öldürmekle dünyaya rüştünü ispatlayan katliamcı bir devlet olduğunu göstermiştir. Filistin’i işgal ederek katliama doymadığını her geçen gün Filistin topraklarının bir bölümünü daha kendi topraklarına katarak bununla övünen Siyonist işgalci bir ülke konumundadır. Geçtiğimiz günlerde Netanyahu’nun  Ürdün  Vadisi Konferansı’nda yaptığı konuşmada “Gazze’deki kontrolü yüzde yetmişe çıkaracağız” sözünü sarf etmesi buradaki katliamın daha derinlikli süreceğini göstermiştir. Filistin’in adım adım Filistinlilerden temizlenmesi projesi devam ettirilecektir. Aynı zamanda Lübnan üzerinden gerçekleştirilen saldırı ve adım adım işgal hattı ABD ve İsrail ittifakının Orta Doğu eksenli daha derinlemesine politika izleyeceğinin somut pratik göstergesidir. Yanısıra İran’a destek alabilecek kollarının kırılmasını hedefleyen ve oradan kuşatmayı derinleştirme stratejisi tüm Orta Doğu’yu kapsamaktadır. İran noktasında istediği sonucu alamayan ABD ve müttefikleri, ekonomik ve petrol ihtiyacı noktasında ciddi sıkıntılar ile karşı karşıya kaldı.

İran bu savaş süresince ciddi hasar almış olmasına rağmen ABD saldırısını belli bir seviyede tutarak karşılayabildi. Çin ve Rusya’nın destek verdiği İran, bu anlamıyla ABD/İsrail’in işgal ve rejim değiştirme planını uzun vadeye yayabilme refleksini göstererek zor duruma sürüklemiştir. ABD’nin İran ile ateşkesi uzatma konusunda prensipte anlaştıkları haberi basına düştü. İki tarafın gizli ve açık görüşme ve tartışma süreçleri ağır aksak ilerlemesine rağmen bir sonuca varmadığını ve varamayacağını gösteriyor. 23 Mayıs’ta ABD’nin sekiz ülke lideriyle İran’la müzakere edilen anlaşma taslağına ilişkin yaptığı görüşme önemlidir. İran karşısında irtifa kaybeden ABD, savaşı uzun vade hedefi içerisine alarak kısa vadede bu bataktan çıkmak istemektedir. Bunu yaparak hem en kârlı bir şekilde sıyrılmak hem de dünyaya büyük güç olma rüştünü kaybetmemenin telaşını yaşıyor. Bu anlamıyla “askeri gücü” İsrail’in bu oyunu bozan hamlelerine ya da ABD stratejik oyunlarını sıkıntıya düşürecek hamlelerine arada tepki vermesi onun geldiği nokta ile ilintilidir.

Trump, İran’la olası bir anlaşmayı imzalamak için sekiz ülkenin (Türkiye de bu ülkeler içinde) İsrail ile Abraham Anlaşmalarını imzalamak zorunda olduğunu deklare etti. Ve ardından R.T.Erdoğan’ı öven o meşhur tweeti attı. Bu anlamıyla ABD/Orta Doğu’da İsrail’in güvenliğini esas aldığını bir kez daha ortaya koymuş oldu. Dahası gerek ABD gerekse de Molla İran rejimi yenişemedikleri bu savaşın faturasını daha ağır bir şekilde iç kamuoyunda çıkarmaktadır. Molla rejimi, savaştan bu yana yüzlerce protestocu genci astığını ve yüzlercesinin de bu akıbeti beklediğini görüyoruz. ABD ile savaşı bahane göstererek iç muhalefeti yok etme siyaseti güden Molla rejimi, artan ekonomik baskı ve özgürlük istemlerini idamlar ile yönetmeye çalışması önemle üzerinde durulması gereken noktaları oluşturmaktadır. Bu sessiz idamların, ses haline getirilmesi ve karşı durulması bir sorumluluktur. Bu anlamıyla ABD emperyalizmin ve destekçilerinin İran’ı işgal etmesine çıkarılması gereken ses kadar Molla rejiminin meşrutiyetinin de idamların durdurulması için de ses oluşturması önemlidir. Yine Güney Kafkasya’da yeni rol ve hamleler, çelişkilerin odağına oturacak gibi görünüyor. Gerek İran gerekse de Orta Doğu ekseninde en önemli ayaklarından birini Kürt güçleri oluşturmaktadır. Bugüne kadar Kürtlerin özgürlük talepleri esasen bu süreçte daha kontrollü ilerlemektedir. ABD ve İsrail’e olan güvensizlik ve belirsizlik Kürtleri bulundukları parçada daha dikkatli ilerlemesini de beraberinde getiriyor.

Kürtlerin Suriye parçasında yaşanılan güvensizlik ve İran’a karşı ABD/İngiltere ve İsrail’in askeri gücü olmama tercihi önemlidir ve doğrudur. Kürtlerin en büyük handikabı dört parçanın bir ulusal birlik içinde ilerleyemeyişidir. Her parçanın farklı bir yaklaşımı barındırması parçalı duruşu hakim kılmaktadır. Özgür Kürdistan, bağımsız ve özerk Kürdistan noktasında, federasyon vs. hedef, yaklaşım ve taleplerinde ortaklaşma yakalayamadığı için maalesef kendi ekseni etrafında eritilmektedir. Ancak ABD/İngiltere ve İsrail’in İran ile yaşadıkları çatışmanın uzun veya orta vadeye yayılması durumunda Kürtlerin askeri güç olarak yeniden ele alınmasını da beraberinde getirecektir. Bu stratejik konumlanma yapılmadığı taktirde  Türkiye veya farklı güçleri devreye koyarak Kürtleri yeni bir tehlikenin içerisine  çekeceklerdir.

Orta Doğu dışında 7 Haziran Ermenistan seçimleri yapıldı. ABD’nin desteklediği Batı yanlısı Nikol Paşinyan kazandı. Güney Kafkasya’da Rusya’nın “arka bahçesi” Ermenistan, bu anlamıyla Rusya ile çelişkili hale getirilmesi önemliydi. Karabağ’ı kaybetmesinin ardından süren tartışmalı süreç giderek Ermenistan ve Rusya arasındaki makası açmış durumda. Türkiye, Azerbaycan ve Ermenistan ilişkileri sıklaşması ve yumuşaması esasen bu çıkarlar etrafında okunması gerekiyor. Son bir yıl içinde savaş ve işgal söylemlerinden barış ve işbirliğine dönüşmesi elbette ki tesadüf değil. Geçtiğimiz günlerde imzalanan ticari anlaşmalar ve sınır kapılarının açılması, Ermenistan ve Avrupa arasındaki dengeyi kurmaya çalışması dikkate alınması gereken noktaları oluşturmaktadır. ABD, Türkiye ve Azerbaycan eksenli atılan adımlar Rusya’nın yanıbaşında onu uğraştıracak yeni sorunları bela etme girişimleri Rusya’nın önümüzdeki dönemde yapacağı hamleler veya takınacağı tavır sonucu yeni karışıklıkları doğuracağı anlaşılıyor. Bu anlamda kısmi askeri müdahalenin yanısıra Rusya destekli darbe etiketli bir süreci doğurabilir. Ermenistan halkının Türkiye ve Azerbaycan’a olan ciddi güvensizliğinin yanı sıra klasik Rusya egemenliğine karşı tepkisi devam ederken Batıya meyil göstermesi çıkışını alternatif olarak görmesi bir çıkış arayışı olarak okunması gerekiyor. Bu da Ermenistan’ın yeni iç sorunlar ile boğuşmasını ortaya çıkarabilir. Bu bağlamda İsrail denklemi ve ABD yaklaşımı Güney Kafkasya’da yeniden Rusya’nın sinir uçları ile oynuyor. Bu anlamıyla Ermenistan sorunu ve Rusya’nın yaklaşımı bu bölgedeki kapışma önümüzdeki süreçte sıkça karşımıza çıkabilecek temel sorunlardan biri olacaktır. Yeni bir çatışma alanı olabilme riski taşımaktadır.

Avrupa ayağında ise daha ciddi sorunlar var. ABD ve İngiltere Avrupa’nın kucağına nur topu gibi bir çocuk bıraktı. Ukrayna savaşı ekonomik, siyasi ve askeri sonuçları itibari ile başta Almanya’ya olmak üzere Avrupa devletlerinin birçoğunun çehresini değiştirdi. “Sosyal devlet” girdabından kurtardı. Sağcı ve ırkçı partilerin iktidar olma yolunu açtı. Ekonomik sıkıntı ve siyasi çıkmazlık üzerine inşa edilen binanın ayakta durabilmesinin yegane yolu olan iç faşistleşmenin zeminini güçlendirdi. Avrupa’yı özelde de Almanya’yı tam bir savaşa hazırlık ülkesine çevirdi. Sosyal patlamaların önünü almak adına daha doğrusu “savaş durumunda” devleti sağlama almak için faşist örgütlenmelerin güç kazanmasına dolaylı destek sundu. Avusturya, İtalya, Hollanda gibi bir dizi devlet, aynı sürecin farklı tonlarını devreye koydu. Sonuç itibari ile bugün Avrupa sağcı ve faşist siyaset alanının en açık cephesine dönüştü. Tabi bu kadar hamlelerin ardından Avrupa’nın hakim gücü olma tartışması ve kavgası da içten içe devam ediyor. Almanya ve Fransa arasında bu çekişme ya da üstünlük didişmesi aynı zamanda AB’nin birlikteliği noktasında sıkıntıları ortaya çıkarıyor. Ancak son siyasal gelişmeler, Almanya lehine şekilleniyor. NATO’nun askeri güçlerini Almanya’dan çekmesi ABD tarafından esasen Avrupa’nın savunmasının Almanya’ya bırakılmasını öngörüyor. ABD Rusya’nın ortak tehdit olarak algılanması konusunda Almanya’dan yeteri güvenceyi almış durumda.

Bu anlamıyla ABD Avrupa’nın en büyük gücü olma noktasında Almanya’nın önündeki engelleri kaldırıyor. Bunun yanısıra Almanya, Polonya, Ukrayna ve Norveç’in dışarıdan desteğiyle yeni bir pakt oluşturulmak istenilmesi yeni denge ve çatışmalara ön ayak oluşturmaktadır. Dahası bu politikalara İngiltere’nin yakın desteği ve Almanya ile olan işbirliğinin artması önemle görülmesi gerekiyor. Keza Fransa, İspanya, İtalya, Hollanda ve Litvanya’nın, Çin’in aşırı üretim kapasitesi ve haksız ticaret uygulamalarına karşı AB’nin daha sert önlemler almasını isteyen ortak bir belge yayınlamasından sadece iki gün sonra Almanya Ticaret Bakanı Reich’nin Çin’e resmi ziyarette bulunması ve bu belgesi imzalamaması bu çelişki ve çatışmanın ekonomik ayağını oluşturmaktadır. Fransa’nın İsrail’in son Güney Lübnan saldırısı ve stratejik konumu olan Şakif Kalesi’ni işgaline karşı sert tutumu ise bu farklılıkların askeri boyutunu oluşturmaktadır.

Sonuç olarak;

Bugün bütün emperyalist güçlerin savaş ve işgal hazırlıkları tüm boyutuyla sürüyor. Üçüncü Emperyalist Paylaşım Savaşı tehlikesi giderek büyüyor. Savaş yanlısı güçler yerel ve bölgesel çatışmalar ile üstünlük kurmaya çalışıyorlar. Savaşı engelleyebilecek, bu savaşın çıkmasını önleyebilmek toplumsal güçlerin örgütlenmesi ile mümkün olacaktır. Silahlanma, iç siyaseti faşizmle dizayn etme en önemli gelişmelerdir. Emperyalist saldırganlık olabildiğince meşru hale getirilmektedir. Bu anlamıyla anti/faşist, anti/emperyalist militan ve güçlü sosyal hareketliliğe ve karşı duruşa ihtiyaç var. ’68 devrimci ruhun dünya özgülünde ki hareketliliğine müthiş özlem var. Bu ihtiyaç ve özlemi daha geniş sınıf ve tabakalar ile bütünleşme yetisini yakalamalıyız. Bu ruhun ve isyan kökenini, yarattığı etkiyi ve bıraktığı geleneği durmaksızın yazmalı, anlatmalı ve işlemeliyiz. Örgütlenmenin önemli bir aracı haline getirmeliyiz. Siyasal ve politik talepler daha somut ve net olmalı. Savaş ve yıkımın getirdiği ekonomik kötüleşmenin nedenleri ve ona yönelik pratik faaliyetin örgütlenmesi ve savaş ile bağı ve ilişkisi kavratılmalıdır.

Somut kitle sorunları bu perspektif içinde ele alınmalıdır. Hedefler net, platformlar geniş tutulmalıdır. Örgütsel ayrım ve farklılıklar daha geniş birlikteliklerin önüne engel teşkil etmemelidir. Tartışmalar bu eksende boğulmamalıdır. Anti-faşist, anti-emperyalist kıstas üzerinden daha geniş birliktelikler yakalamak mümkün olmalıdır. Sınıf hareketinin örneğin madencilerin grevlerine kayıtsız kalınmamalıdır. Sokağa taşan grev ve protestolar önemle ele alınmalıdır. Doğa eksenli gelişen köy ve yerel tepkileri yakalayabilmek önemlidir. Maden ocaklarına karşı, siyanürlü altın çıkarma gibi girişimlere karşı yerel halkın sesi olmaya çalışmak ve bunun karşısında duranlar ile beraber olmayı daha derinden ele almayı önemsemeliyiz. ,

Emperyalizm ile olan sömürü bağını daha bir öne çıkarmalıyız. Genel takvimsel ve direniş günleri dışında imkan ve olanaklarımızla kendi gündemimizi oluşturabiliriz. Sürecin devrimci tarzda etkileme can alıcı bir sorun olarak karşımızda durmaktadır. Yaşadığımız ülkelerin anti faşist mücadelesi geleneği iyi araştırılmalı ve öne çıkan direnişler yaygınlaştırılmalıdır. Her ülke deneyimi farklı olsa da direniş, mücadele  ve hedefler açısından ortak bir tarihe sahiptir. Faşizm karşısında bu böyledir. Bu anlamda devrimci mücadele ve sosyalizm bayrağı ısrarla korunmalıdır. Faşizmin ve emperyalist saldırganlığın panzehiri sosyalizm  ve Marksist öğretileri olduğunu teorik anlamda derinleştirmeliyiz. Geçtiğimiz günlerde otuz yılı aşkındır illegal yaşayan ve Almanya’da yakalanan RAF üyesi Daniela Klette’nin mahkemedeki duruşu ve devrimci savunusunu görmek ve sahiplenmek önemliydi. Sosyalizm ve devrim davasında uzaklaşmaların yaşandığı bir dönemde otuz yıl illegal yaşayıp yakalandıktan sonra on üç yıl ceza almasına rağmen sistemi yargılayan ve sosyalizmi savunan duruş değerlidir. Faşist örgütlenmelerin radikalizme ve silahlanmaya yöneldiği bir süreçte bunun karşıtı radikal solun Avrupa’da gelişebileceğini görebilmeli bu öngörüye göre yaklaşım belirlenmelidir.  Evet, sağ ve faşist oluşumlar legal siyasetin dışında radikalce şekilleniş içinde olduğunu biliyoruz. Elbette ki bu kendi karşıtını doğuracaktır. Bu anlamıyla militan gençlik hareketi temel kıstas alınmalıdır. Çünkü önümüzdeki çeyrek dönemi belirleyecek olan siyaset tarzı bu radikal ve militan mücadele hattı olacaktır. Yanısıra tüm araç ve gereçler ile savaş ve onun yedek gücü faşist odaklar teşhir edilmeli ve mücadele araçları geliştirilmelidir. Yaşadığımız her ülkenin en geniş anti-faşist, anti-emperyalist güçleri ile ilişki kurmak devrimci militan duruşu alternatif olarak ortaya koymada ısrar ve birlikte ortak etkinlikleri yaygınlaştırmak önemlidir.

Tarih bize emperyalizm var olduğu müddetçe savaşların kaçınılmaz olduğunu gösterdi. İki dünya savaşını çıkartan emperyalistler, üçüncü bir emperyalist savaşa hazırlanıyorlar. Biz de  buna karşı hazırlanmalıyız.

Aksi takdirde kazanılan ve kazanmak istediğimiz başarılarımız zora girecektir. Ama mutlaka kazanacağız. Tarih bizi buna muktedir edecektir.

Daha fazla göster

İlgili Makaleler

Diğer içerik
Kapalı
Başa dön tuşu