
Halkların katili NATO’nun 7-8 Temmuz’da Ankara’da gerçekleştireceği zirve yaklaşıyor. Savaş simsarları, bu savaş makinesinin liderleri ve işbirlikçileri ellerini ovuştururken, öte yandan da hazırlıklarına hız kesmeden devam ediyor. Alelacele inşa edilen yapılar, uçak pistleri, konaklama alanları; Ankara’da eylem yasakları, memurlara verilen idari izinler, birçok şehirde şimdiden başlayan NATO zirvesi kapsamındaki operasyonlar…
Hatta çekinmeden ifade etmek gerekir ki burjuva siyasette yaşanan “mutlak butlan krizi” dahi bu tartışmalar ve gerilimler ekseninde ele alınmalıdır. Burjuva siyasette esen itirafçılık, işbirlikçilik, imtiyazcılık, tasfiyecilik vb. rüzgarlar bütünüyle Türkiye ve tüm bölge halklarına dayatılıyor. Öte yandan tırmandıkça tırmanan militarizm, çatışma ortamları, savaş çığırtkanlıkları hız kesmeden devam ediyor.
Savaş endüstrisi ekmeğimizi adeta zapturapt altına alıyor, emekçileri birbirine düşman etmenin yollarını arıyor… Sözün özü, NATO’nun bu sene Ankara’da toplanıyor olması hiç de tesadüf değildir.
Buna karşı, aylar öncesinden kuruluşunu deklare eden, birçok devrimci demokratik kurumla beraber, Partizan’ın da bileşeni olduğu “NATO ve Emperyalist Savaş Karşıtı Birlik” de çalışmalarına devam etmektedir. Birlik, kuruluşundan bu yana, İran’a dönük saldırganlığa karşı İsrail konsolosluğuna ve Amerikan konsolosluğuna yaptığı yürüyüşlerle Amerikan emperyalizmi ve İsrail siyonizmini teşhir ve protesto etmiştir; ’68 kuşağının ve 6. Filo’yu denize döken iradenin devrimci ruhu sahiplenilerek, Kızıldere’nin yıldönümü 30 Mart’ta kuruluşunu henüz ilan eden “NATO ve Emperyalist Savaş Karşıtı Gençlik Birliği” İsrail konsolosluğuna yürümüş, 6 Mayıs’ta Dolmabahçe’ye kitlesel bir yürüyüş gerçekleştirilmiştir, 18 Mayıs’ta İbrahim Kaypakkaya’nın ölüm yıldönümünde bir açıklama yapılmış, Nurhak’ta yitirdiklerimiz mezarları başında anılmıştır.
Başta emekçilerin yoğun yaşadığı mahalle ve semtlerde olmak üzere afiş çalışmaları yapılmış ve birçok farklı noktada bildiri dağıtımıyla NATO’ya karşı ajitasyon ve propaganda kampanyaları yürütülmüştür. Geçtiğimiz hafta ise uluslararası katılımcılarla çevrimiçi bir seminer ve çok sayıda kurumun katılımıyla da bir forum gerçekleştirilmiştir.
NATO’ya karşı birleşik mücadeleyi büyütelim!
NATO ve Emperyalist Savaş Karşıtı Birlik bir yana, birçok farklı siyasi kurum da NATO karşıtı çeşitli eylem ortaklıklarına ve kampanyalara imza atmaktadır. Geniş bir yelpazeden oluşan bu kitle henüz birlik kapsamında biraraya gelmemiş/gelememiş olsa da çeşitli çağrı ve koordinasyon girişimleriyle NATO karşıtı kitlesel bir eylemselliğin yollarını aramaktadır.
Bu iyi bir gelişme olsa da, aynı şekilde potansiyelinin çok uzağında seyretmektedir. Biz devrimcilerin görevi ilkesel ve asgari müştereklerde kitleleri harekete geçirebilmek ve en geniş kesimlerle NATO’ya karşı durmak ve TC’nin faşist yüzünü teşhir edebilmek olmalıdır. NATO karşıtı tartışmalara ve tutumlara bu minvalde yaklaşabilmek ve üretken olmak gerekir. İşçi ve emekçilerin, hatta tüm halkın içinden geçtiği ekonomik çıkmaz yoğun bir kitle enerjisini ortaya çıkarmaktadır. NATO ve bütünüyle egemenlerin savaş endüstrileri bu enerjinin hedefine yerleştirilebileceğimiz yegâne olgulardan birisidir. Egemenler bu enerjinin kaybı için elinden geleni yapacaktır, yapmaktadır. Ellerini ovuşturan, AKP-MHP iktidarı etrafında öbeklenen savaş tüccarlarından, çığırtkanlarından, patronlardan, burjuva muhalefettekiler hiç de farklı değildir. Türk burjuvazisi, tepeden tırnağa komprador niteliğe sahiptir ve NATO’nun savaş makinesine ve ideolojisine göbekten bağlıdır. Öte yandan “sol” camiadaki reformist siyasetler de işin yasal eylemsellik yönüne odaklanmış bir şekilde bu süreci geçirmeyi hedeflemektedirler.
Oysa birçok şehirde bir araya gelmiş “emek, demokrasi ve barış güçleri”ne epey tarihsel görev düşmektedir. NATO karşıtı eylemsellikler, tüm coğrafyada anlam bulacak, her şehrin ana gündeminde bir şekilde kendisini gösterebilecek bir siyasi çalışmaya dönüşebilir. İşte yaklaşmamız gereken açı tam da burasıdır. Tüm demokratik kitle örgütlerine, “sol”, sosyalist, devrimci kurumların üzerine düşen, bu tarihsel görevle hareket edebilmek olmalıdır. Bilmeliyiz ki, bu tür ortaklıklar, birlikler ya da koordinasyonlar siyaseten kırılgan ve kaygan zeminler üzerinde hareket etmektedir. Bu konuda özverili ve kapsayıcı olabilmeli, dar grupçu ve oportünist yaklaşımları deşifre etmeyi bilmeliyiz.
Bulunduğumuz tüm illerde mevcut birliklerin itici gücü olmak ve harekete geçirmek için daha fazla çaba içinde olmak bizi de harekete geçirecek ve faaliyetçilerimizin konu etrafında örgütlenmesi için bir fırsat yakalanmış olacaktır.
Bizler ise NATO’ya karşı kendi özgücümüz oranında da, bulunduğumuz birlikteliklerin yanısıra, konuyu gündemimize daha fazla çeşitli biçimlerde almak zorundayız. NATO’nun toplanması, emperyalist paylaşım savaşı tehlikesi nedeniyle topraklarımız için yeterince alarm durumu yaratmaktadır. Daha dinamik ve mobilize bir şekilde ve ajitasyon-propagandayı içeren işler, büyük-küçük ayrımı yapmadan süreç açısından verimli olacaktır.
Yalnız siyasi yapıların değil, sendikaların ve emek örgütlerinin, ekoloji örgütlerinin, çeşitli inanç gruplarının, demokratik kitle örgütlerinin, kadın ve LGBTİ+ örgütlerinin ve daha tüm diğer demokratik yapıların da dahil olabileceği tartışmalar ve kapsamlar geliştirilmelidir. TC’nin ve onun imhacı ideolojisinin tüm olguları NATO’da cisimleşmektedir. Kapitalizmin yarattığı tüm tahribatın kapsamlı bir simgesi olarak NATO, tüm devrimci-demokratik mücadele alanlarında bir şekilde karşımıza çıkabilmektedir. Neticede bütün bu çelişkiler emperyalist kapitalist sistemin bağrında zuhur etmektedir.
NATO’ya karşı harekete geçebilmek emperyalizme, kapitalizme, faşizme, ataerkiye ve her türden gericiliğe karşı harekete geçebilmeyi gerektirir. İsyan etmek meşrudur; NATO’ya ve yerli işbirlikçilerine karşı birleşelim!



