
Türkiye’de futbol ve tribün kültürü, ırkçılığın, ataerkinin ve faşizmin egemenliğindedir. İşte bu karanlık tablonun tam ortasında, şampiyon olan Amedspor, tüm ırkçı-faşist saldırılara ve engellemelere karşın büyük bir başarı elde etmiştir.
Amedspor, tüm zorluklara, engellemelere ve dezavantajlı koşullara rağmen ligi 2. bitirerek şampiyon oldu ve Süper Lig’e yükseldi. Ne faşist saldırılar, ne verilen cezalar, ne de saha içinde yenen haksızlıklar bu başarıya engel olabildi. Böylece Amedspor, bir futbol kulübünden çok daha fazlası olduğunu kanıtlamıştır: Bir halkın kimliği, kültürü, hafızası ve direnişi olmuştur.
Amedspor, Türkiye’nin her yerinde gittiği deplasmanlarda faşizan saldırılara ve ırkçı tezahüratlara maruz kaldı. Çoğu takım için Amedspor’la oynanacak maçlara, bir futbol karşılaşmasına değil de sanki bir savaşa çıkılacakmış gibi hazırlanılıyor. Bu durum, sporun birleştirici gücünün nasıl zehirlendiğinin açık bir göstergesidir.
Futbolda özellikle Kürdistan takımlarını hedef alan saldırılar, devletin ırkçı ve faşist politikalarının tribünlere yansımasıdır. Amedspor dışında da Kürdistan takımlarına karşı her yerde benzer saldırıları ve faşizan söylemleri görmek mümkün.
Amedspor’un bu saldırılardan en çok nasibini aldığı da bir gerçektir. Bunun birden çok nedeni var: Bunun nedeni, hem daha başarılı olması, hem taraftar grubunun daha politik bir duruş sergilemesi, hem de neredeyse tüm yurtseverlerin, demokratların ve devrimcilerin desteklediği bir takım olmasıdır.
TFF’nin Kürt Düşmanlığı!
Sezon içerisinde Amedspor’a, formasında Kürtçe slogan yer alıyor diye ceza da verilmişti. Profesyonel Futbol Disiplin Kurulu (PFDK) tarafından Amedspor’a, forma sponsoru “Tezgel” firmasının “Koma me bona we / Grubumuz sizin için” sloganı nedeniyle Sakaryaspor ve Sarıyer maçlarının ardından para cezası kesilmişti.
PFDK, cezanın “sportif ekipman talimatına aykırılık” gerekçesiyle verildiğini duyurmuştu. Oysa gerçek sebep açıktı: Kürtçe’ye olan tahammülsüzlük. Yani milyonlarca insanın anadili “ceza”landırılıyordu.
Kürtçe; sokakta, mecliste, futbolda ve hayatın her alanında saldırıya ve yasaklamalara uğruyor. Bu ülkede Kürtçe konuşmak, Kürtçe müzik dinlemek, Kürtçe slogan atmak suç sayılıyor! Amedspor özelinde futbolda da Kürtçe düşmanlığı ve tahammülsüzlüğü faşizan politikalarla sürdürülüyor.
Bir başka utanç verici örnek ise “saç örgüsü” dayanışmasına yapılan saldırıydı. Rojava’da HTŞ çetelerinin saldırıları sırasında, örgülü saçlı bir kadının saçının kesilmesi sonrasında dayanışma amacıyla “saç örgüsü” akımı başlatılmıştı. Türkiye ve Kuzey Kürdistan başta olmak üzere dünyanın birçok yerinde insanlar, çetelerin saldırısına karşı dayanışmayı büyütmek için bu akıma dahil olmuştu.
Sadece bir futbol kulübü olmayan Amedspor da bu akıma katılmıştı. Ancak Türkiye Futbol Federasyonu (TFF), 22 Ocak’ta Amedspor’un Instagram hesabından yapılan saç örgüsü paylaşımlarını gerekçe göstererek harekete geçti. Paylaşımın “futbolun ve kurumların itibarını zedelemeye yönelik açıklamalar” ve “ideolojik propaganda” içerdiği iddiasıyla Amedspor’a 802.500 TL para cezası ve Amedspor Kulübü Başkanı Nahit Eren hakkında 15 gün hak mahrumiyeti cezası verdi.
Yine 1 Şubat günü Amedspor ile Adana Demirspor karşılaşmasında, tribünlerdeki sloganlar ve pankartlar nedeniyle “ideolojik propaganda” yapıldığı gerekçesiyle Amedspor’a 600.000 TL para cezası kesildi. Dahası, gol sevincinde saç örgüsü hareketi yaptığı için takım kaptanı Çekdar Orhan’a da 5 maç men cezası verildi.
Tüm bu cezalar, faşist devlet politikasının futbol sahalarına yansımasından başka bir şey değildir. Rojava’nın işgali için HTŞ çetelerini destekleyenler, insanlık onuruna yakışır bir şekilde dayanışma gösterenleri cezalandırmak istiyorlar.
Tribünler: Irkçılık, Uyuşturucu, Kadın Düşmanlığı!
Türkiye’de tribün kültürü ataerki, şovenizm ve ırkçılıktan besleniyor. Sürekli olarak erkeklik üretilen bir yerden bahsediyoruz. Bununla beraber, uyuşturucu kullanımının ve şiddetin en yaygın olduğu yerlerin başında geliyor Türkiye’deki tribünler. Bu bir tesadüf değildir: Uyuşturucunun tribünlerde yoğun olarak kullanılması, devlet politikasından bağımsız değildir. Uyuşturucu ve yozlaşmayla kuşatılan tribünler, kadın düşmanı, homofobik, cinsiyetçi, faşist ve ırkçı grupların egemenliğinde yol alıyor.
Toplumsal olaylara, haksızlıklara, açlık sınırının altında kalan asgari ücrete ses çıkarmayan bu tribünlerde, beyaz toroslar eksik olmazken, Leyla Zana ve Abdullah Öcalan’a yönelik küfürler toplu bir şekilde ediliyor. İkircikli bir tablodur bu.
Hatırlarsanız, 10 Ekim 2015’teki Ankara Gar Katliamı’nın ardından sadece üç gün sonra Konya’da oynanan “milli” maçta, saygı duruşu esnasında tribünlerden ıslıklar ve “Ya allah, bismillah, allahuekber” sesleri yükselmişti.
Futbol siyasetten bağımsız değildir. Ancak futbol aynı zamanda kitleleri uyutan bir araçtır. Kitlelerin öfkelerini doğru bir yere kanalize etmek yerine, tribünlerde uyuşturulması ve bu öfkenin rakip takım taraftarına yöneltilmesi sağlanır. Ve aslında bu öfke, en çok da ırkçılık ve şovenizmle yönetiliyor. Başta ekonomi ve yasaklar olmak üzere birçok şeye öfkeli olan toplum, milliyetçilik sarmalına hapsediliyor.
İşte tam da bu noktada erkekliğin bu kadar egemen olduğu tribünler varken, Amedspor tribünleri farkını bir kez daha ortaya koyuyor. Amedspor tribünlerinde kadınların aktif bir şekilde yer alması, hatta kendi gruplarının (Mor Barikat) olması, futbolun ve tribünlerin eril yapısına karşı devrimci bir adımdır.
Faşistlerin Amedspor Hazımsızlığı!
Amedspor şampiyon olduktan sonra bazı takımlar tebrik mesajı yayınlamıştı. Bu takımların içerisinde yer alan Göztepe, sadece bir gün sonra paylaşımını geri çekti. “Taraftarın hassasiyeti” nedeniyle kaldırdıklarını söyleseler de, çok net bir şekilde kendi taraftarlarının milliyetçi ve şoven baskılarına boyun eğdiler.
Öte yandan yapılan güzel bir girişim de hedef gösterilmekten kurtulamadı. Amedspor’un taraftar grubu Barikat, ramazan ayında İstanbul’da bir iftar yemeği düzenlemişti. Başka takım taraftarları da bu iftar yemeğine davet edilmiş, böylece farklı taraftar grupları bir araya gelerek nadir ve güzel bir dayanışma örneği sergilemişti.
Ancak iftar yemeğinden birkaç gün sonra Beşiktaş’ın ünlü taraftar grubu Çarşı’nın resmi hesabından ırkçı bir paylaşım yapıldı. O iftar yemeğinde Beşiktaş Çarşı grubundan insanlar olmasına rağmen, “Biz gitmedik, gitmeyiz” minvalinde bir açıklamaydı bu.
Çarşı’nın bu ırkçı paylaşımı, tribünlerin geldiği içler acısı durumu özetler niteliktedir. Logosunda anarşizmin A’sı bulunan bir taraftar grubu, bugün çok rahat bir şekilde ırkçı söylem üretir hale gelmiştir. 2014 yılında Kobani için dayanışma paylaşımı yapan Çarşı’dan, bir iftar yemeğine katılım var diye en ırkçı, en faşizan açıklamanın yapıldığı bir Çarşı’ya evrilmiştir.
Bütün bunlar elbette ki iktidarın politikalarından bağımsız değildir. Her yere el atan iktidar, içerisinde solcuların veya sola yakın kişilerin çoğunlukta olduğu oluşumları, zamanla faşistlerin egemen olduğu yerlere dönüştürmüştür. Bu zehirli atmosfere rağmen, ırkçılığın ve faşizmin futbolun her bölgesinde hâkim olduğu bir noktada, Amedspor adeta bir güneş gibi doğmuştur. Tüm zorluklara rağmen çok önemli bir başarı elde etmiştir. Elbette önümüzdeki sene Süper Lig’de olmasıyla birlikte zorlukların ve saldırıların daha da artacağını öngörmek zor değil.
Sonuç olarak: Amedspor, ezilen bir ulusun bağrından doğan, yeşil sahalardaki faşizme karşı bir başkaldırıdır. Tekçi zihniyete karşı direnişin, politik mücadelenin ve toplumsal dayanışmanın futboldaki isyanıdır.
Amedspor taraftarı bir ÖG okuru



