
ABD emperyalizmi, siyonist İsrail ve TC’nin de desteğiyle Suriye’de iktidarı alan cihatçı HTŞ çeteleri, ezilen halklara, inançlara ve kadınlara yönelik insanlık dışı suçlara bugün de hız kesmeden devam ediyor. Geçtiğimiz yılın ilk aylarından itibaren Alevi halkına dönük sistematik katliam saldırıları başlamış, Alevi halkı bu saldırılara direnmişti. Daha sonra eli kanlı HTŞ katliam saldırılarını Dürziler, Kürtler başta olmak üzere Rojava halkına yönelterek, ezilen halkları katliamdan geçiren emperyalistler ve işbirlikçileri için Suriye’yi tamamıyla zararsız bir savaş arenası olarak konumlandırmaya çalışıyor. Cihatçı HTŞ çetelerinin Suriye’nin dört bir tarafında göze çarpan ortak yaklaşımlarından biri kadın düşmanlığıdır. Şengal’de kadınları köle pazarlarında satan ve katleden akıl, Rojava’da kadınların bedenini aşağılama üzerinden baskı yaratmaya çalışan, Alevi mahallelerinde kadınları kaçıran akılla aynıdır. Bu örneklerinde işaret ettiği gibi cihatçı çetelerin kadın düşmanı zihniyeti Suriye’de bugün emperyalistler ve HTŞ eliyle daha da kurumsallaşmıştır.
Tişrin Üniversitesi öğrencisi Betül Süleyman Alluş’un 29 Nisan 2026 tarihinde kaybolması, güvenlik birimlerinin denetiminin olduğu bölgelerde kaybolduktan sonra “görüşlerinin değişmesi” ve “evlilik” söylemleriyle kadınların kaçırılmasının örtbas edilmesinin bir örneğidir. Ailenin üniversiteye ve ilgili birimlere başvurmuş olsa da, Betül’ün üniversite yurdundan ayrıldıktan sonra kendisine dair bilgi alamadıkları açıklandı. Ailenin çağrıları ve oluşan kamuoyu sonucunda ise Betül’ün telefonundan ailesine “Allah’ın yolunda hicret imkânı sağlandığı”, “kendi isteğiyle ayrıldığı” gibi ifadeler içeren mesajlar atılmaya başlanmış.
Kamuoyunda tepkilerin artmasıyla aile ile iletişime geçen HTŞ’ye bağlı “İçişleri Güvenliği” 10 Mayıs’ta Betül’ün aileye teslim edileceğini iddia ettikten sonra kararından vazgeçmiştir. Kamuoyuna yansıyan son bilgiye göre Betül hâlâ Ceble’de HTŞ’ye bağlı bir “kız okulunda” rehin tutuluyor.
“Bu mesele sadece bir kaçırma olayı değildir. Onlar Alevileri kafir olarak görüyor ve kadınlarının, Irak’ta Ezidi ve Hristiyan kadınlara yapıldığı gibi cariye alınabileceğine ve satılabileceğine inanıyorlar.” Betül’ün annesine ait bu sözler, emperyalistlerin eliyle Suriye’de iktidarın telim edildiği cihatçı çeteler aracılığıyla inşa edilmeye çalışılan yeni düzenin kadınlara ne vadettiğini özetliyor.
Betül’ün maruz kaldığı saldırı ve buna kadınların, kadın örgütlerinin verdiği refleks oldukça önemli. “Karşımızdaki “sıradan” bir şiddet, kaçırılma veya kaybetme örneği değil. Suriye’de HTŞ eliyle sistematikleştirilmeye, kurumsallaştırılmaya çalışılan ve bunun izdüşümlerinin Türkiye’de olduğu topyekûn saldırının bir yansımasıdır. Hem gerici saiklerle kadınlara dayatılan toplumsal konum hem de devletin tüm varlığıyla bir kadını hedef alıyor olması bakımından oldukça benzeşmektedir. Eli kanlı, kadın düşmanı çetelere takım elbise giydirerek halka, kadınlara şiddet ve baskı yoluyla dayatılan bu anlayışın yansımalarını özellikle kadınlara dönük hedefler ve saldırılar söz konusu olduğunda oldukça net görmekteyiz.
Türkiye’de kadınların çok yönlü sömürülmesi, emeği, bedeni, kimliği üzerindeki erkek egemen tahakkümün güçlendirilmesi hedefiyle oluşturulan politikalar “aile yılı, aile on yılı, milli aile haftası” sistematik olarak karşımıza çıkıyor. Erkek egemen devlet sürekli aile, gelenek, dinî değerler, millî değerler üst başlığı ile kadınların varlığına dönük saldırılar gerçekleştiriyor. Bir yandan da Gülistan Doku örneğinde olduğu gibi bir kadının katledilmesinin, kaybedilmesinin ardından bir devlet gerçeği karşımıza çıkıyor. Tüm mekanizmalarıyla erkekliğin ve kadın düşmanlığının hizmetinde olan bir erkek egemen devlet çıkıyor karşımıza. Tüm bu yanlarıyla HTŞ zihniyetinin izdüşümleri Türkiye’de kadınların ve kadın mücadelesinin en büyük düşmanıdır. Bölgemizde kadınların maruz kaldığı saldırılar, bu saldırıların yapıcısı olan ataerkil düzen güçlü bir birliktelik içinde. Kadın mücadelesi bunun karşısına her zaman bir biçimde çıkmayı başardı. “Kadınların mücadelesi sınır tanımıyor” sloganı buna bir örnektir. Bunu sürdürebilmek, büyütebilmek önemli. Bunun yanında, güçlü bir politika ve örgütlenme çizgisi haline getirmek bizim açımızdan kaçınılmaz bir görev olmalı.



