EmekGüncel

EMEK | “Çiftçi Üretsin Şirket Kazansın; Nereye Kadar?”

"Dünya tarım ve gıda pazarına yön veren devasa sermaye büyüklüğüne sahip şirketlerin, yurtdışında uluslararası borsalarda belirlediği spekülatif fiyatlar küçük üreticinin iflaslarına yol açıyor"

Toprak Mahsulleri Ofisi’nin (TMO) 2026 üretim yılı için açıklamış olduğu buğday ve arpa alım fiyatı, yaklaşık 7 milyon hektarlık alanda üretim yapan yüz binlerce çiftçiyi, köylüyü serbest piyasa vahşiliğinde açlık ve yoksulluğa mahkûm etti.

TÜİK verilerine göre bile Tarımsal Girdi Fiyat Endeksi geçen yılın aynı dönemine oranla yüzde 34,26 artmışken, Tarım ve Orman Bakanlığı’na bağlı Toprak Mahsulleri Ofisi (TMO) ekmeklik, makarnalık buğday alım fiyatını ton başına 16 bin 500 lira olarak açıkladı.

Buğday alım fiyatı geçen yıl 13.500 liraydı. Yani, TÜİK verilerine göre çiftçinin yıllık maliyeti yüzde 34,26 artarken TMO, buğday alım fiyatını yüzde 22,2 oranında artırdı.

Silolarında “Çiftçinin kara gün dostu” sloganı yazılı olan TMO, açıktan “çiftçiden zararına buğday alacağım” demiş oldu; ne kadar alacağı ise ayrı bir muamma. Aynı TMO, geçen yıl, tonu 11 bin lira olan arpaya ise yüzde 14,9’luk artışla 12 bin 700 lira alım fiyatı belirlemişti. Arpadaki durum, buğdaydan da kötüydü.

TMO, her yıl “depolarım dolu” bahanesiyle sınırlı oranda alım yapıyor. Ve mahsulün parasını 45 gün sonra ödediği için (üretim sezonu boyunca borç yapan) çiftçi, ürününü tüccara vermek zorunda kalıyor. Tüccar ise TMO’nun açıkladığı rakamın altında alım yapıyor. Bankaya, tüccara, tefeciye, zirai bayilere borcu biriken çiftçi, borcunu zamanında ödemek için mecburi olarak tüccara daha ucuza satmak zorunda kalıyor. Aslında TMO tarafından buna zorlanıyor.

Çiftçiye, köylüye kilogram maliyeti 20 ila 24 lira civarı olan buğday için 16,50 lira alım fiyatı açıklamak, üreticiyi yeni borç-faiz sarmalına sokmaktan, üretimden uzaklaştırmaktan başka bir şey değildir. TZOB verilerine göre buğday, arpa, pamuk, ayçiçeği, mercimek vb. 21 temel üründe arz açığı varken açıklanan bu fiyatlar, çiftçinin üretimden kopmasını hızlandıracaktır. Türkiye, tarım-gıda ürünlerinde uluslararası tekeller ve ithalata daha bağımlı hale gelecektir.

TMO, köylüyü iflasa sürüklüyor!

En temel insan hakkı olan sağlıklı, besleyici ve güvenilir gıdaya erişim hakkını sağlamak ve güvence altına almak kamunun yükümlülüğündedir. AKP iktidarı ve Tarım Bakanlığı, elinde bulunan tarımsal kamu kurumlarıyla 24 yıldır bunun tam tersini yapıyor. Son 24 yılda sağlıklı, besleyici ve güvenli gıdaya erişmek emekçi halk sınıfları için hayal oldu. AKP ile arısız bal, sütsüz peynir, zeytinsiz zeytinyağı vb. başlıklar gündelik yaşamın “doğal” bir parçası oldu.

AKP iktidara geldiği andan itibaren tüm ekonomik alanda olduğu gibi tarım alanında da kapitalist emperyalist sermayenin çıkarlarını önceleyen neo-liberal politikaları uygulamıştır. Henüz yeni açıklanmış olan çay fiyatı, bugün TMO’nun açıkladığı arpa ve buğday fiyatı da bundan bağımsız değildir.

Buğday ve arpa fiyatlarının maliyetin altında açıklanması, uluslararası ve komprador tarım-gıda tekellerinin depolarını ucuza dolduracaktır. Köylünün, küçük aile üreticilerinin cebi boşalırken başta ithalatçı tüccarların ve un sanayi şirketlerinin kasası dolacaktır. AKP, TMO eliyle, çiftçinin cebinden aldığı parayı yerli ve yabancı şirketlerin kasasına aktarıyor.

TMO, tarımsal ürün fiyatlarının düşmesini önlemek, taban fiyat oluşturmak, destek alımı yapmak amacıyla 1932’de çıkartılan Buğday Koruma Kanunu doğrultusunda 1938 yılında kurulmuştur. Temel görevi, hububat alım satım faaliyetini regüle etmek ve buğday üretimini geliştirmektir.

Yani TMO’nun görev sahası, kuruluş gerekçesinde açık bir şekilde belirtilmiş olmasına rağmen bugün tam tersi bir politika izlenmekte, çiftçi bizzat TMO eliyle iflasa sürüklenmektedir.

Çiftçi, üretimden kopmak zorunda kalıyor!

Bu yıl mevsim koşullarının iyi seyretmesi nedeniyle rekoltenin önceki yıllara oranla daha iyi olması bekleniyor. Üretimde görece bir artış varken ve hasat devam ederken TMO’nun üretim maliyetinin altında fiyat açıklaması çiftçilerin tepkisini örgütledi.

Konya’da (8 Haziran 2026’da) TMO’nun fiyat politikasını protesto etmek isteyen köylünün karşısına jandarma çıkartıldı. Protestoda “rekolte beklentisiyle Allah’ın verdiğini hükümet bizden almaya çalışıyor. Fiyatlar değişmezse seneye bu topraklar boş kalacak” diyen çiftçiler siyasi iktidarın ne yaptığını görüyor…

Buğday ve arpada yaşanan sorun sadece çiftçileri ilgilendiren üretim sorunu da değil. Tahıl ürünleri en yoksul halk kesimlerinin temel gıda ürünü olduğundan, buğday üretiminde yaşanan her bir sorun, aynı zamanda şehirlerde yaşayan işçileri ve tüm emekçi halkı da doğrudan ilgilendirir.

Ekmekten makarnaya yoksul halkın gıda tüketiminin temel bileşimini tahıl-hububat oluşturur. Bu ürünlerde yaşanan her bir sorun, kırdan şehirlere domino etkisi yaratacağından ayrıca önem arz eder. Ve bu nedenle buğday üretimi, temel gıda maddesi tahıl-hububat olan ülkeler için her şeyden önemlidir desek abartmış olmayız. Siyasi iktidarın kapitalist emperyalist sermaye birikim rejimi doğrultusunda uyguladığı neo-liberal tarım politikaları nedeniyle, buğday üretimi son 36 yılda yerinde saydı.

Buğdayda net kendine yeterlilik söz konusuyken gelinen aşamada her yıl milyonlarca ton buğday ithal ediliyor. Uluslararası tarım tekelleri ve ithalatçı tüccarlar, çiftçilerin alınteri üzerinden servetlerine servet katıyorlar. Her yıl zarar ettirilen çiftçi, üretimden uzaklaştığından ithalata, uluslararası tekellere bağımlılık katlanarak devam ediyor…

Son 36 yılda buğday üretim oranı, nüfus artış hızının gerisinde kaldı. 1990’ların başında nüfus 56 milyonken buğday üretimi 20 milyon tondu. 2026’da nüfus 86 milyona çıktığında buğday üretimi aynı kaldı. Buğday üretimi 1990’lardan bu yana 20 milyon ton bandına sıkışmış kalmıştır; mevsim koşullarına bağlı olarak kimi yıl 18 milyon ton olan üretim, kimi yıl 21 milyon tona çıkmıştır. TMO’nun çiftçiyi değil, yerli ve yabancı şirketlerin çıkarlarını önceleyen politikaları küçük üreticilerin üretimden kopmasına neden olmaktadır.

1994 yılında 9,8 milyon hektarlık alanda buğday ekimi yapılırken bugün ekim alanı büyüklüğü 7 milyon hektara gerilemiştir. Neredeyse 3 milyon hektarlık alan buğday ekim sahası dışına çıkmıştır. Küçük aile üreticilerinin tarımsal üretimden uzaklaşmasına yol açan neo-liberal politikaların ısrarla uygulanıyor olması, endüstriyel şirket tarımcılığının önünü açmış, geliştirmiştir.

Toprak ekilmeyince boş kalmıyor, şirketlerin eline geçiyor!

8 Haziran 2026 tarihli Birgün gazetesinde yeralan bir haberde TMO’nun fiyat politikasını eleştiren Ankaralı üreticinin “Bu topraklar ekilmeyince boş kalmayacak, endüstriyel tarım yapan şirketlerin eline geçecek” sözleri AKP’nin tarım politikasını özetler niteliktedir.

Dünya tarım ve gıda pazarına yön veren devasa sermaye büyüklüğüne sahip şirketlerin, yurtdışında uluslararası borsalarda belirlediği spekülatif fiyatlar küçük üreticinin iflaslarına yol açıyor. Her yıl tüccara, tefeciye, bankalara borcu biriken çiftçi, toprağını tüccara, bankalara veya endüstriyel tarım yapan şirketlere kaptırarak üretimden kopuyor-koparılıyor.

Türkiye ekonomisi ve siyasal toplumsal yapısındaki sorunlar, tüm alanları etkiliyor. Kamusal kurumların fiyat oluşturma gibi etkili bir aracı kullanma şekli üreticiyi değil, eli, ayağı, nefesi hiçbir şekilde toprağa değmeyen ara kurum olan şirketleri korumaya endeksli durumda. Böyle olduğu için sürekli ezilen, emeği hiçe sayılan yine küçük üreticiler olmaktadır.

Bu sistem içinde başka yol da yoktur. Bu nedenle tüm üreticilerin mevcut pazar-piyasa-şirketler kıskacını kıracak yol ve yöntemleri bulması zorunludur.

Tarla-pazar fiyat farkının yüksekliğinin temel sebeplerinden biri, kamu kurumlarının dahi hangi oranda kâr hadlerinin şirketlerin lehine artacağını gözetmesi olduğuna göre üreticiler kendi örgütlenmelerini yapmalı; demokratik, katılımcı, üreticilerin yönetiminde olan kooperatiflerin geliştirilmesinin zorunluluğu görülmelidir.

Daha fazla göster

İlgili Makaleler

Diğer içerik
Kapalı
Başa dön tuşu