
ABD ve Siyonist İsrail’in İran’a yönelik 28 Şubat 2026’dan bu yana başlattıkları askeri saldırılara geçtiğimiz hafta içerisinde ara verilerek ABD yönetimi ile İran arasında ”İslamabad Mutabakat Anlaşması” olarak adlandırılan bir metin elektronik ortamda imzalanarak, anlaşma toplantılarının İsviçre’de yapılmasının da yolu açılmış oldu.
”İslamabad Mutabakat Anlaşması” adı verilen bu mutabakat zaptı, 18 Haziran tarihinde İran cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan ve ABD başkanı D.Trump tarafından imzalanarak yürürlüğe girdi.
Bu mutabakat metninde neler yer alıyordu; ilk ve en önemlisi bölgede çatışmalara son verilmesi, -ki bu madde İsrail’in Lübnan’a daha doğrusu Hizbullah’a yönelik askeri saldırılarını da kapsıyor- İran’a yönelik ekonomik yaptırımların kaldırılması, Hürmüz Boğazı’nın açılması, İran’ın nükleer silah geliştirmemesi gibi konu başlıklarını kapsıyordu.
ABD başkanı Trump, İran ile varılan bu mutabakata övgüler dizerken hemen ardından da İran’ın şartlara uymaması halinde yeniden askeri müdahalede bulunacaklarının işaretini vererek bir açıklama yaptı. Trump, ”Hoşuma gitmezse, uygun şekilde davranmazlarsa başlarının tam ortasına bombaları bırakırız” dedi. Anlaşmaya evrilecek olan bir anlaşma yapıyorsunuz ama arkasından da böyle bir açıklama(!) İşte tam da ABD başkanı Trump’a yakışan tavır!
ABD ile İran arasında varılan tüm cephelerde çatışmalara son verilmesiyle ilgili mutabakat metninin kamuoyuna yansıtılmasından sonra İran Molla yönetiminden de arka arkaya açıklamalar yapıldı. ”ABD ve Siyonist İsrail’in tüm saldırılarına gerektiği şekilde karşılık vermekle kalmadıklarını, ABD ile Siyonist rejimi yendik” denildi.
ABD, İsrail ile birlikte İran’a yönelik savaşı başlattıklarında İran’daki Molla rejimini devirmeyi ve İran yönetiminin teslim olacağını bekliyordu.
İran’ın uranyum zenginleştirme faaliyetlerini tamamen durdurmayı ve bugüne kadar elde ettikleri zenginleştirilmiş uranyuma el koyarak Washington’a götürmeyi planlıyorlardı. İran’ın füze programını tasfiye etmeyi amaçlıyorlardı.
Aynı zamanda bölgedeki -Irak’ta Şiilerle, Yemen’de Husilerle, Lübnan’da Hizbullah ile- direniş hareketleriyle ilişkilerini de kesmeyi hedefliyorlardı. Bugün elektronik imzalarla yürürlüğe giren bu mutabakat metninde, savaşın başlangıcında ilan edilen hedeflerle ortaya çıkan sonuçlar arasında ciddi bir fark vardır.
ABD ve Siyonist İsrail askeri anlamdaki üstünlüğü ile İran’a yönelik geliştirdiği saldırılarla İran rejimini yıkamamış aksine rejim ayaktadır ve ABD’nin savaş kapasitesindeki üstünlüğüne rağmen kafa tutmaya devam etmektedir.
Nükleer tesislerinin sökülmesine izin vermiyor, bölgedeki müttefikleriyle ilişkilerini sonlandırmayı bırakalım sahiplenmeye, desteğe devam etmekte kararlı bir duruş sergiliyor.
Tüm bunlara karşılık ABD tarafı ise İran’a yönelik yaptırımların hafifletilmesini, 24 milyar dolarlık fonların serbest bırakılmasını ve petrol ihracatının önünün açılmasını kabul etmekle İran’ın ekonomik kazanımlar elde etmesinin önünün açılması anlamına gelmektedir.
Burada bir noktaya daha dikkat çekmek gerekiyor; Hürmüz Boğazı bu savaş sırasında İran için stratejik bir güç kaynağına dönüşmüştür. İran önümüzdeki süreçte de Hürmüz Boğazı kartını kullanarak deniz güvenliğini ve petrol taşımacılığını kendi çıkarları için kullanacağını ilan etmiştir.
ABD ile İran bu mutabakatın imzalanması sonrası İsviçre’de kurulacak anlaşma masasındaki görüşmelerde ciddi güvensizlikler ve çatlaklar bulunmaktadır. İran yönetimi ABD’den somut garantiler istiyor, İsrail’e karşı.
İsrail’in Lübnan’a karşı siz Hizbullah olarak okuyun saldırılarının engellenmesini, durdurulmasını görüşmelerin merkezine koyuyor. Lübnan’da savaşın sonlandırılması konusu kesinleşmedikçe mutabakat zaptının diğer maddelerinin de uygulama aşamasına giremeyeceğini vurgulayan Kurbanzade, İsviçre’de İsrail’in Lübnan’a -Hizbullah’a- yönelik baskı ve saldırılarını birinci şart olarak öne sürmektedir.
İsviçre’de heyetler görüşürken Trump’tan Hürmüz ve Hizbullah tehditleri, Hizbullah sorun çıkarmaya devam ederse İran’ı çok sert vuracakları tehdidinde bulundu bir TV kanalına yaptığı açıklamada. Trump ”İranlılar Hürmüz Boğazı’nı kapatırsa, ülkeleri mahvolur, ABD Hürmüz Boğazı’nın koruyucu meleği haline gelebilir ve petrolün yüzde 20’sini alabilir. Zorunlu kalırsak Hürmüz Boğazı’nı gerekirse ele geçirebiliriz. Anlaşma yapmazlarsa geçiş ücreti tahsil edeceğiz. Hürmüz’ü kapatırsanız bir ülkeniz kalmaz. Ülkenize bile geri dönemezsiniz” dedi.
ABD’li yetkililerle İran heyeti arasında İsviçre’nin Buergenstock kentindeki görüşmeleri sürerken Trump’un tehditleri krize neden oluyor. İran heyeti Trump’un açıklamalarını protesto ederek görüşmelerin yapıldığı binadan ayrılıyor.
ABD’nin İran’a yönelik saldırıları sadece İran’a diz çöktürmek, İran’daki Molla rejimini devirmekle sınırlı olduğunu kabul etmek, ABD’nin dünya pazarlarına yönelik hamlelerini görmemek anlamına gelir aynı zamanda.
ABD, İran’a yönelik harekatıyla İran’ın Arap ve Körfez ülkelerinin petrol tesislerini vurması ve Hürmüz Boğazı’nı kapatmasıyla Çin’in İran, Arap ve Körfez ülkelerinin petrolüne ulaşmasını engelleyip, petrol fiyatlarının yükselmesini sağlayarak Çin ekonomisine sekte vurmak istemektedir.
Bu harekatta en büyük hedefin, Çin ekonomisine ve Çin’in projelerine darbe vurmak olduğu görülmektedir. Sadece bununla da sınırlı bir politika değildir. Çin’in ”Yol ve Kuşak” projesinin karayoluyla İran üzerinden Orta Doğu ülkelerine oradan da Avrupa’ya ulaşmasının önünü kesme hamlesi olarak değerlendirmek gerekmektedir.
Aynı zamanda İran rejiminin, ABD’nin askeri gücü karşısında diz çökmesi, teslim olması durumunda ABD’nin Orta Asya ülkelerine – Kazakistan’a yönelik-özellikle petrol ve doğalgaza-çökme politikasının da yolu açılmış olacaktı. Dahası emperyalist politikalarında rakibi iki güç olan Rusya ile Çin arasına bir kama gibi yerleşmiş de olacaktı.
Bu politika şimdilik İran’ın direnişi sonucu yaşama geçememiş oldu.
Ocak ayının ilk haftasında Venezuella’ya yapılan harekat da aynı amaçlarla yapıldı. Venezuella devlet başkanı N.Madura ve eşi Cilia, başkentteki başkanlık sarayından ABD askeri operasyonuyla ABD askeri üssüne ülkeye demokrasiyi getirme, kokain ve çeşitli uyuşturucu ticaretini engelleme iddiasıyla kaçırıldılar.
ABD başkanı Trump, yaptığı basın toplantısında Venezuella’yı ABD’nin yöneteceğini ilan etti. Aynı toplantıda Venezüella petrollerini ABD’li petrol şirketlerinin yöneteceğini de ilan etti. Sadece petrol de değil, zengin altın yatakları, nadir toprak elementleri de ABD devletinin denetimine geçmiş oldu.
Venezüella’nın petrolünün başlıca alıcısı Çin. Venezüella’ya yapılan saldırı sonucu buradaki zenginlikleri ele geçiren ABD, öncelikle Çin ile yapılan bütün petrol anlaşmalarını iptal etti. Böylece ABD’nin bu askeri saldırılarını Çin’in ekonomik rekabet avantajını kaybetmesini sağlamak için yaptığı saldırılar olarak değerlendirmek gerekiyor.
Günümüzde üçüncü emperyalist paylaşım savaşının taşlarının döşendiği bu süreçte özellikle savaşın baş kışkırtıcısı ABD emperyalistleri bölgesel saldırılarla, işgallerle savaşa hazırlanıyorlar. Devrimciler, sosyalistler, ilericiler emperyalist savaşa karşı anti-emperyalist birlikler, örgütlenmeler oluşturarak hazırlanmalıdırlar.



