
11.1. yılında Ermeni Soykırımı anmaları gerçekleştirildi. Soykırıma dair kınama açıklamaları yapan ABD emperyalizminin sözcüleri, Türkiye üzerindeki çıkar hesaplarını düşünerek “soykırım” tanımını değil, Ermeniler tarafından kullanılan ve “Büyük Felaket” anlamına gelen “Medz Yeğern” ifadesini kullandı. Kremlin’in resmi internet sayfasında ise V.Putin’in açıklaması yayımlandı. Putin açıklamasında; “20. yüzyılın en korkunç trajedilerinden biri olan Ermeni Soykırımı’nın yüz binlerce kurbanının anısına saygı duruşunda bulunuyoruz” ifadelerini kullandı. Oysa yüz yıl geriye gitmeye gerek yok. 2023 yılında Artsakh’ta (Dağlık Karabağ), 120 bin Ermeni, binlerce yıldır yaşadıkları topraklardan Rus “Barış Gücü” askerlerinin gözleri önünde tehcir edildi. Ermeniler, binlerce yıldır yaşadıkları topraklardan zorla göç ettirildi. Dolayısıyla bu açıklamanın hiçbir kıymeti harbiyesinin olmadığı açıktır.
Türkiye’de ise her sene olduğu gibi Ermeni Soykırımı anmaları yasaklandı. Buna rağmen R.T.Erdoğan tarafından “Ermenilerin acısını paylaştığı” şeklinde açıklama yapılması, TC devletinin ikiyüzlü politikasının devamı olarak anlaşılmalıdır.
Ermenistan’daki anmalarda halk, Paşinyan’a karşı daha önceki yıllarda olduğu gibi bu yıl da “Türk Nikol” şeklinde tepki gösterdi.
2018 yılından bu yana iktidarda bulunan Paşinyan, iktidara gelmeden önce söylediği ve verdiği vaatlerin tam tersini bugün sistemleştirerek bir politika haline getirdi. Ermeni Soykırımı’nın 111. yılı üzerine yayınlanan mesajı ile artık Ermenistan’da hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağının işaretini verdi. Paşinyan tarafından “Ermenistan’da ‘Tarihi Ermenistan’ yerine artık ‘Gerçek Ermenistan” olarak ifade edilen paradigma değişimi uygulamaya geçirildi. Bu iki zıt kutup arasında devam eden mücadele gelecekte Ermenistan’ın kaderini belirleyecektir.
7 Haziran seçimleri yaklaşırken sekiz yıldır iktidarda bulunan Paşinyan, Ermeni tarihini ters yüz ederek “Gerçek Ermenistan” adı altında kirli bir sayfa açtı. Tepkisini gösteren halk “yeniden değişim” talebiyle sokaklara çıktı. Paşinyan, Ermeni halkını soykırım politikalarıyla yok etmeye çalışan, işgal ve katliamlardan beslenen Azerbaycan ile Türkiye’nin sözde “barış” yalanlarını kendi iktidarının bekası için kullanıyor. Paşinyan’ın her geçen gün artık onur kırıcı hale gelen, Ermeni kimliğine zarar veren, Ermenistan halkının geleceğini karartan, Azerbaycan ile Türkiye’ye taviz politikaları artık halk tarafından tepkiyle karşılanıyor.
Paşinyan’ın Ermeni Soykırımı’nın 111. yılında verdiği mesajda kullandığı; “Ermeni Felaketi, Ermeni halkının uluslararası entrikaların içine çekilen pratiğin bir sonucudur”, “18. yüzyılın ortalarında başlayan bu pratik, 1915’de zirveye ulaştı”, “Ermeni Soykırımı’nın bir daha yaşanmamasının güvencesi bu devlet ile bu barıştır”, “29.743 km2 Ermenistan Cumhuriyeti, uluslararası alanda tanınmış olan sınırları dışında, bir vatan aramayı bırakmalıyız”, “kayıp vatanın geri alınması”, “tarihi sınırların yeniden tesisi”, “biz nihayet bu tuzaktan kurtulduk”, “Ermenistan’ı yeniden oyun içine çekme girişimleri, devletimiz ve halkımız için darağacı davetiyesidir”, “sebebi barışın eksikliğidir“ vb. ifadeler bu politikanın sürdürüleceğini göstermektedir.
Paşinyan, bu açıklamalarıyla bir kez daha Ermenistan halkının çıkarlarını savunan bir başbakan olarak değil, tarihi ters yüz eden Türkiye ve Azerbaycan devletlerinin “sözcüsü” olarak davranmıştır. Oysa “barış” yalanları uğruna Artsakh teslim edildi. Halen “barış” uğruna -Paşinyan’ın da açıkladığı üzere- 200 km2 toprak işgal altında ve bahsi bile yapılmamaktadır. İşgal altındaki bu topraklar, sınır tespit görüşmelerinde Azerbaycan lehine resmiyet kazanarak onaylanacaktır. “Barış” uğruna 5.000 genç 2020 savaşında hayatını kaybetti. “Barış” uğruna Bakü Hapishaneleri’nde esir tutulan Artsakh yöneticileri ömür boyu ağır hapis cezalarına çarptırıldı. Savaşta esir alındıkları halde ne oldukları açıklanmayan “kayıpların” akıbeti belli değildir. Artsakh halkının geri dönüş hakkı hiçbir zaman kabul edilmedi. “Barış” uğruna, uluslararası platformlarda Ermeni halkının çıkarlarının savunulmaması için AGİT-Minsk grubundan çıkıldı. “Barış” uğruna Ermenistan topraklarına 99 yıllığına çöküldü.
Bütün bunlar yetmiyormuş gibi “barış” uğruna Azerbaycan’ın son isteği; “300 bin Azeri’nin tarihi Azerbaycan şehri İrevan’a kendi güvenlik ordusu ile dönüp 500’e yakın camiinin inşası” talebi oldu. Kısaca “Yerevan’ın bir Türk vilayetine dönüştürülmesi” Azerbaycan’ın yeni istekleri arasında yer almaktadır. “Barış” adına kabul edilen bütün bu isteklerin arka planında ise Ermenistan’ın tümden ortadan kaldırılması politikası vardır. Nitekim İ.Aliyev, Yerevan’a gelişi için “tanklarla değil, sivil araçlarla geleceğiz” demektedir. Bu açıklamanın arka planında “barış” değil başka hedeflerin olduğu açıktır.
Güney Kafkasya’da jeo-politik değişim!
ABD emperyalizmi, dünya petrol ve gaz kaynaklarının yegâne sahibi olmak, enerji kaynaklarının geçiş güzergâhlarını kendi kontrolünde tutmak için en büyük rakipleri Çin-Rusya gibi emperyalistlerle rekabet hâlindedir. Ve bu rekabetin bir sahası da Kafkaslar’dır. Bugüne kadar Kafkaslar’da enerji kaynakları ile geçiş yollarını kontrol altında bulunduran Rusya, 8 Ağustos Washington Anlaşması ile bu hakimiyeti kaybetti. Ermenistan ile Azerbaycan arasında 30 yıldır süregelen anlaşmazlık, “barış” denilen anlaşmanın imzalanmasıyla yeni bir sürece evrildi. ABD, Azerbaycan üzerinde 1991 yılından bu yana olan ambargoyu kaldırdı. Azerbaycan ile ABD arasında stratejik anlaşmalar imzalandı. Çin’in Asya’dan başlayıp Azerbaycan ve Kafkaslar üzerinden Avrupa’ya uzanan “Kuşak Yol Projesi” yani Ermenistan Syunik üzerinden geçecek olan koridor, 99 yıllığına ABD emperyalizmine kiralandı. Böylelikle ABD bir taşla iki kuş vurdu. İran’a komşu oldu. Üstelik ABD Başkanı övülerek, Zangezur Koridoru’na “Trump Barış ve Refah Yolu Projesi” adı verilerek onurlandırıldı.
Son yıllarda ABD emperyalizminin bölgesel çıkarları için Kafkaslar’da ve Ortadoğu’da adlarına rastladığımız, İran ile ABD müzakerelerin yürütülmesinde görevli “Trump’un özel temsilcileri”, Steve Witkoff ile James D.Vance aynı zamanda 8 Ağustos Anlaşması’na giden yolun da mimarlarıdır. Bakü-Yerevan arasında mekik dokuyanlar, bu sefer kanlı ellerini İran halkına bulaştırmışlardır.
Orta Asya Cumhuriyetlerine Türkiye üzerinden “100 yıllık erişim rüyası” olan “Turan Yolu”, Paşinyan sayesinde oldu. Önce S.Witkoff ardından J.D.Vance’ın hem Ermenistan hem de Bakü ziyaretleri ile Rusya’nın arka bahçesi kontrol altına alındı. Kafkaslar’ın “dikensiz gül bahçesi” olabilmesi için, önce Azerbaycan ile Ermenistan arasında “Barış Antlaşması” sağlanacaktı. Bugün Azerbaycan ile Ermenistan arasında yürütülen görüşmeler, sınır çalışmaları, “barış” yalanları Ermenistan’ın taviz politikaları ile Ermenistan halkının geleceği ile güvenliği tehlike altına alınmış, ABD çıkarları için feda edilmiştir.
8 Ağustos Antlaşması’nda Paşinyan’a ev ödevi olarak, uluslararası platformlardan, yani AGİT-Minsk Grubu’ndan, Ermenistan’ın çıkarılması, gelecek yeni bir iktidar değişikliğinde Azerbaycan’dan herhangi bir toprak talebinin olmamasını garanti altına alınabilmesi için Anayasa’nın değiştirilmesi görevi verildi. Bugün Ermenistan’da yaşanan sancılı süreç, “Gerçek Ermenistan” ideolojisi altında “Tarihi Ermenistan”ın reddedilerek ve inkâr edilerek, Rus ve Çin karşıtı politikalarının bir parçası haline gelmesi olarak tanımlanabilir. Bu yüzden Ermenistan’da iktidar sözcülerinin “Rus karşıtı” söylemleri hiç eksik olmadı.
Nitekim yaşanan bu süreci ABD Deniz-Harp Okulu’nda görevli Prof. Brenda Shaffer; “Türk çağı’nın şimdi başladığını, Türkiye-Azerbaycan ve Orta Asya’nın 100 yıldır ilk kez Rusya ve Çin’e karşı bir denge unsuru haline geldiği” ifadeleriyle açıklamaktadır.
Avrupa Siyasi Topluluğu Yerevan zirvesi!
7 Haziran’da yapılacak parlamento seçimleri öncesi, yüzünü AB-ABD ve NATO’ya çeviren, 3 milyon nüfusu ile ekonomik-askeri ve siyasi olarak çok zayıf bir ülke olan Ermenistan’da, Avrupa Siyasi Topluluğu’na (AST) üye ülkeler tarafından, “Geleceği İnşa Etmek, Avrupa’da Birlik ve İstikrar” sloganıyla 8. Toplantısı yapıldı. Bu toplantıya 27 AB üye ülke temsilcileri ile üye olmayan Türkiye, Ukrayna, Kanada İngiltere’nin katılması dikkat çekicidir.
Daha önce de Ermenistan’da yapılan NATO tatbikatlarından, Rus güvenlik güçlerinin Zvartnotz Havalimanı’ndan kovulduktan sonra NATO Genel Sekreterinin Ermenistan’ı ziyaret etmesi gibi gelişmeler, Ermenistan’ın “Rusya karşıtlığının üssü” olarak konumlanmasına neden oldu.
Bu durum Ermenistan’ın ne kadar tehlikeli bir oyun içerisinde olduğunu göstermektedir. Kuşkusuz burada ifade etmeye çalıştığımız, Rus emperyalizmini, günümüzün yeni çarlarını ehven-i şer olarak göstermek değildir. Zira Rus emperyalizmi Artsakh’ın teslim edilmesinde önemli rol oynamıştır. Burada ifade etmeye çalıştığımız, emperyalistler arası rekabette Ermenistan’ın bir üs haline gelmesi ve bunun yaratacağı olası risklerdir. Halkın deyimiyle; “filler tepişecek, olan çimlere olacaktır”(!)
Avrupa’nın Kafkaslar’da genişlemesi için önce Gürcistan, ardından Ukrayna ve şimdi de Ermenistan’ı Rusya’ya karşı savaşın içerisine çekme hedefi için AB üyeliği görüşmelerinin yapılması gibi gelişmelerin, kaynakları sınırlı bir ülke olan Ermenistan için felaket olacağı öngörülmelidir. Gürcistan’ın NATO-AB’ye üye olmak istemesi ve beş gün süren Rusya-Gürcistan savaşının Güney Osetya ile Abhazya topraklarının kaybı ile sonuçlandığı bilinmektedir. Yine NATO-AB’ye üye olmak isteyen Ukrayna Rusya’nın işgal saldırısına maruz kaldı. Dört yıldır devam eden Rusya-Ukrayna savaşı şu anda Ukrayna topraklarının % 20’sinin kaybı ile devam etmektedir. Kırım Yarımadası, Donetsk, Luhansk, Zaporije, Herson, Harkiv ve sınır bölgeleri Rusya işgali altındadır. Avrupa’nın çıkarları için ileri karakol görevini üstlenen Neo-Nazi V.Zelensky’nin oynadığı rolün bir benzerini şimdi Ermenistan’da Paşinyan oynamaktadır. Bu durum Ermenistan’ın nasıl bir tehlike içine çekildiğini kanıtlamaktadır. Paşinyan kendi iktidarı için ABD-AB emperyalistlerine yaslanarak büyük bir kumar oynamaktadır. Rusya emperyalizminin bu adımlara sessiz kalacağı düşünülmemelidir. Öte yandan AST’nin toplantısına davet edilenler arasında ABD-AB emperyalistlerinin Ukrayna’daki kuklası olan Zelensky’nin olması halk tarafından tepkiyle karşılandı. Zelensky birkaç gün önce Aliyev ile askeri anlaşmalar imzalayıp ayağının tozu ile Yerevan’a geldi. Artsakh’ı işgal eden Aliyev’i “toprak bütünlüğünü sağladığı” için tebrik etti ve ortak silah üretimi konusunda anlaştılar.
Bu görüşmeler sırasında en önemli gelişmelerden biri, ABD Senatosu’nda 2020’de, “44 Günlük Savaş”ta Azerbaycan’a yasaklı fosfor gazlarını tedarik eden devletin Ukrayna olduğunun açığa çıkmasıydı. Bu mühimmat ile insanlar göçe zorlandı. Evleri yakıldı, sakat kaldılar ya da yaşamlarını yitirdiler. Sanki bu suçu işleyen Zelensky değilmiş gibi Paşinyan tarafından ağırlanmış olması ve Zelensky ile yapılan görüşmede, İHA’ların kullanılması Ukrayna Silahlı Kuvvetlerinin “değerli deneyimleri”nden yararlanma konusunun ele alınmış olması dikkat çekicidir.
AST’ye katılan bir başka savaş suçlusu da Ursula Von Der Leyen’dır. AB’nin Rusya’dan ithal ettiği doğalgaz bağımlılığını azaltma amacıyla Bakü alternatif olarak görüldüğü için, Der Leyen, 12 Temmuz 2022’de Bakü ziyaretinde bulunmuş, Aliyev’e övgüler içinde “güvenilir bir ortak” diyerek, Artsakh’ın işgal edilmesinde, Ermeni halkının tehcir ve soykırımına göz yumulmuştur. Bu kişinin de Yerevan’da ağırlanmış olması, Paşinyan hükümeti için utanç vericidir.
Bu koşullar altında Moskova ile Yerevan’ın ilişkilerinin “iyi” olmadığı ve olmayacağı ortadadır. Bu yüzden Paşinyan, Rusya ile ilişkilerini dengeli tutmaya gayret göstermektedir. Nitekim Paşinyan en son 1 Nisan’da Moskova ziyaretini “Ermenistan ile Rusya arasındaki ilişkiler şu anda tarihin en iyi noktasındadır…” “tam başarılı olarak değerlendiriyorum” diye savundu. Oysa Paşinyan’ın Moskova ziyareti, “ilişkilerin en düşük seviyede, çöküşün yaşandığı bir dönemde” gerçekleşmiştir. Nitekim Rusya açıklamasında “…Rusya yanlış bir adım atmakta olduğunu, Rusya ile kardeşlik ekonomik ve ticari bağların kesin olarak koparacağını, öncelikle kendisine ve halkına zarar vereceğini”, “acı sonuçlar doğuracağını, yaklaşan sonuçların farkına varılması gerekir” vb. ifadeler kullanması bu gerçeğe işaret etmektedir.
Rusya ile Ermenistan arasında ticaret hacmi 2024’de 11 milyar dolardan, 2025’de 6.4 milyar dolara gerilerken; bu politikaların Ermenistan’dan Rusya’ya ihraç edilen tarım ürünlerinin engellenmesiyle sonuçlanacağı açıktır. Ermenistan’ın AB ile ilişkilerin sürmesi halinde “Avrasya Ekonomik Birliği”nden mahrum kalacağı ortadır. Bu politika değişimi, Ermeni köylüsünün iflas edeceği anlamını taşırken, Moskova’da yaşayan ve çalışan milyonlarca Ermeni’nin Rusya Federasyonu’na ulaşması eskisi gibi kolay olmayacaktır. Her yıl Moskova’dan, Ermenistan’a yakınlarına gönderilen 5 milyar doların kesilmesi, ekonomik ve sosyal krizi beraberinde getirecektir. Bunun yanında Rusya, Avrupa’ya gazın 1000 m3’ünü 600 dolar, Türkiye’ye 450 dolar, Ermenistan’a ise 177.5 dolardan satmaktadır. Rusya’nın doğal gaz fiyatını yükseltmesi Ermenistan için önemli bir mali yük getirecektir.
Kısacası Rusya, Ermenistan’ın ABD-AB emperyalistlerinin güdümüne girmesine sessiz kalmayacağı açıktır. Nitekim Rusya’nın Ermenistan’ı, “Rus yanlısı şahsiyetlere, Rus işadamlarına başta Samuel Garabetyan gibi kişilere zulmetmeye devam ederseniz, buna karşılık gelen adımları bekleyiniz” diye tehdit etmesi önümüzdeki süreç açısından yaşanacak gelişmelerin işareti açısından değerlendirilmelidir.
Paşinyan: “Ya ben seçilirim ya da savaş çıkar!”
AST’nin Ermenistan’da düzenlemiş olduğu toplantı; her geçen gün itibarı sarsılan, kamuoyu araştırmalarında oyları düşen ve halk desteğini kaybeden Paşinyan için adeta can simidi oldu. Paşinyan, 7 Haziran seçimlerini kazanmak için AB emperyalistlerine dayanıp, ekonomik ve siyasi desteğini aldığı şova dönüştürdü. Yerevan meydanlarında halk, AB temsilcilerine yönelik, “Artsakh’a geri dönüş hakkı ile esir siyasi tutsakların serbest bırakılması” talebi ile gösteriler düzenlerken, Paşinyan seçimleri kazanmak için gösteriş derdine düştü.
Önce Gürcistan’a açılan stratejik konumda olan dört köyün Azerbaycan’a teslim edilmesi ile başlayan protesto gösterilerine önderlik eden Bağrat Kalstyan hedef alındı. 1.700 yıldır varlığını sürdüren Ermeni Apostolik Kilisesi’ne yönelik, “terör eylemi düzenlemek”, “iktidarı ele geçirmek”, “darbe planlamak” gibi uydurma gerekçelerle tutuklamalar yapıldı. Azerbaycan’ın isteği ile başlatılan operasyonlarda, Azerbaycan basını, Ermenistan muhalefetini, başta Karekin II olmak üzere “Paşinyan, faşistlere karşı iyi bir mücadele başlattı” diye duyurdu.
Bugün Ermenistan’da muhalefetin arasında en güçlü adaylar arasında Ermeni asıllı Rus milyarder Samuel Garabetyan bulunmaktadır. Garabetyan’ın özelliği bütün muhalefeti tek çatı altında birleştirmesidir. Garabetyan, Haziran 2025 gösterilerinde “darbe planlamak”, “Rusya adına çalışmak” suçlaması ile tutuklandı. Önce hapishanede şimdi ise ev hapsinde tutulmaktadır. Lideri olduğu “Güçlü Ermenistan Partisi” ile seçimlere girmek isterken aday olması engellendi. Sokak gösterilerinde halk değişim talep ederken, en güçlü aday olarak öne çıkmaktadır. Değişimin mimarı olarak gösterilmektedir. Paşinyan Garabetyan’ı “Ermenistan ile Rusya arasında savaş çıkarmak ve bundan kâr elde etmekle” suçlamaktadır.
Bölünmüş bir muhalefet ile kararsızların çoğunluk oluşturduğu bir ortamın, Paşinyan’ın işini kolaylaştıracağını göstermektedir. Robert Koçaryan, Taşnaksutyun ve İleri Partisi ile ittifak halinde başbakan adayı olduğunu açıkladı. Başka bir muhalefet partisi “Ermenistan Refah Partisi” lideri Gagik Tsarakian da öne çıkmaktadır.
Ermenistan’da eski devlet başkanları olan Robert Koçaryan ile Serj Sarkisyan, halkın desteğini alarak bir dönem başbakanlık yapmışlardır. Bu kişiler “savaş ağaları” olarak, Ermenistan’ın yeni oligarkları olmuşlardır. Yolsuzluk, rüşvet, hırsızlık, istifçilik, karaborsa gibi olayların olduğu bu uzun dönemde halkın tepkisini çekmiş ve hâlen unutulmamışlardır. Bu yüzden halk, Paşinyan’dan memnun olmazken, eski oligarkların geri gelmesinden de korkmaktadır. Paşinyan bu korkuyu kullanarak, “eğer ben gidersem bu yolsuzluk düzeni geri gelecek” mesajı vermektedir.
Paşinyan, iktidara gelmeden önce halkın tepkisini çok iyi kullanarak “ya ben Başbakan olacağım ya da Ermenistan’ın başbakanı olmayacak”, “Artsakh Ermenistan’dır, nokta”, “Türkiye soykırımı kabul etmeli ve yüzleşmeli” derken gelinen aşamada AB-ABD’yi arkasına alarak yüz seksen derece dönüş yapmış, önce “Artsakh Azerbaycan toprağıdır”, “Türkiye bizim için tehdit değil” noktasına gelmiştir. Bu açıklamalar, 6 Ekim 2022’de Prag’da düzenlenen AST zirvesi öncesi Paşinyan tarafından, Aliyev, Fransa Cumhurbaşkanı Macron, AB Konseyi Başkanı Charles Micheal arasında yapılan 4’lü toplantıdan sonra yapılmıştır. Muhalefete, “Ermenistan ile Rusya arasında savaşlara zemin hazırlamak”, “Azerbaycan ile Ermenistan arasında barışı engellemek” suçlaması yapmaktadır. Bir daha seçilmeyeceği korkusuyla halkı tehdit ederek, “eğer ben seçilmezsem Eylül ayında savaş başlayacak ve ciddi sonuçları olacak” diyerek şantaj ve tehdit ile seçimleri tekrar kazanmaya çalışmaktadır.
Ermenistan, 7 Haziran seçimlerine hazırlanırken, karşımızda Ermeni tarihi ve kimliğini reddeden Ortadoğu ve Kafkaslar’da savaş suçları ile tanınan, Ermeni halkından sonra elinde Kürt ve Filistin halklarının kanı olan, dünyada teşhir ve tecrit olmuş Azeri ve Türk rejimlerinin çıkarlarını savunan, onların politikalarına hizmet eden Paşinyan bulunmaktadır.
Paşinyan’ın her konuşması skandallarla doludur. Yerevan metrosunda Artsakhlı şehidin eşini, Aliyev’in “Karabağ’dan kendileri gittiler, Azerbaycan’a entegre olmadılar” açıklamasının bir benzeri yaparak “Artsakh’tan kaçtınız” diye azarlamıştır. Paşinyan, Türk ve Azeri devletlerinin istekleri doğrultusunda, 24 Nisan anmalarını unutturmak için, 25 Nisan’ı “müzikli eğlence ve ızgara partileri” ile amacından saptırılmış güne dönüştürmeye çalışmaktadır. Kendisi gibi düşünmeyen, ona oy vermeyen milyonlarca seçmene ve kendi vatandaşına yönelik bir başbakana yakışmayacak hakaretlerde bulunacak kadar kontrolden çıkmış durumdadır.
Seçimleri kazanmak için halka şantaj yapmaktadır. Halka yönelik “ölümü gösterip sıtmaya razı etme politikası” içindedir. Ermenistan bu koşullar altında yeni parlamento seçimlerine gitmektedir. Seçim sonuçları Ermenistan’ın önümüzdeki yıllarını etkileyecek bir potansiyele sahiptir. Ermeni halkı deyim yerindeyse, “kırk katır mı kırk satır mı?” ikilemiyle karşı karşıyadır. Ermenistan halkı kendi devrimci öncülerini yaratmadığı ve “ne ABD-AB ne de Rusya emperyalistleri” demediği, kendi bağımsız politikasını hayata geçirmediği sürece, bu sorunları yaşamaya devam edecektir.



