GüncelKadınMakaleler

GÜNCEL | “Kürt Kadınlara Yönelik Şiddet, İstismar, Katliam Politikası!”

"Devletin gücünü arkasına alarak bu suçları işleyen hiçbir failin etkili bir ceza aldığına şahit olmadık! “Gülistan Doku Nerede?” mücadelesi aslında Gülistan Doku şahsında tüm cinayete, şiddete, istismara uğrayan kadınlar için verilen mücadelenin adı olmuştur"

Devletin uzun yıllardır T.Kürdistanı’ndaki özel savaş taktiği; kadınlara yönelik cinsel istismar, şiddet ve katliam… Munzur Üniversitesi Çocuk Gelişimi ikinci sınıf öğrencisi Gülistan Doku’nun katledilmesinin üzerinden altı yıldan fazla zaman geçti. Yıllar sonra soruşturma dosyası kapsamında tutuklamalar gerçekleşti. Aralarında eski Tunceli Valisi Tuncay Sonel’in de olduğu çok sayıda kişi tutuklandı.

Devletin tüm imkanlarını kullanarak ve oyalama politikalarıyla kameralar önünde şov yaparak yanlış yerleri aratan Sonel, adeta TC devletinin vücut bulmuş halidir! Önce katleden, sonra soruşturmanın üstünü kapatan kolluk kuvvetlerinden devletin tüm bürokratlarına kadar işbirliği içerisinde gelişen olaylar silsilesinden bahsediyoruz.

Önce her zamanki gibi “intihar” denilerek üstü kapatılmaya çalışıldı. Gülistan Doku’nun ailesinin ve kadın kurumlarının yılmadan, vazgeçmeden verdikleri mücadeleyle yıllar sonra katiller tutuklanmaya başladı.

Ancak halen kamuoyunun sorduğu sorulara cevap verilmemiştir. Şunu çok iyi biliyoruz ki, failleri sistematik bir şekilde koruyan aklayan erkek-egemen devlet, yıllarca göz yumduğu bu cinayete birden bire reaksiyon almasının sebepleri vardır.

Kadınların, sokaklarda, meydanlarda, okullarda ve her alanda kurduğu mücadele hattı bu sürecin en etken itici gücü olmuştur. Bununla beraber, iktidar kliği içerisindeki savaş nedeniyle birileri gözden çıkarıldığı için bu tarz hamleler yaşanmıştır. Meselenin adalet olmadığı nettir, ki erkek devletten adaletle ilgili herhangi bir beklentinin hayalcilik olacağının da altını çizmeliyiz.

Gülistan, Esma, Rojwelat, Rojin ve diğerleri…

T.Kürdistanı’nda kolluk kuvvetleri, bürokratlar, devlet görevlileri tarafından Kürt kadınlara yönelik sistematik bir şiddet ve cinsel istismar saldırıları gerçekleşiyor. Bazı bölgelerde genç kadınlara yönelik tehdit ve şantajla “fuhuş ağı” kurulduğu bilinmektedir.

Tüm bu politikalar faşist devletin T.Kürdistanı’nda yürüttüğü özel savaş politikasıdır. Devletin aklama ve cezasızlık politikaları da diğer kademelerin devreye girmesiyle sürüyor. Soruşturmaların üstü hemen kapatılarak veya “intihar etti” denilerek birileri aklanıyor. Gülistan Doku ile beraber birkaç tane daha yakın zamandaki kadın katliamlarına göz atalım:

Esma Kılıçarslan; 11 Mart 2020’de Dersim Hozat’ta kaybolan ve 24 gün sonra Gülistan Doku aranırken Uzungöl Barajı’nda 27 yaşındaki Esma Kılıçarslan’ın cansız bedeni bulunmuştu. Pandemi gerekçesiyle otopsisi yapılmayan Kılıçarslan’ın bedeninde birden fazla erkek DNA’sı bulunduğu belirtiliyor.

Bunun ardından hiçbir araştırma yapılmadı, hiçbir soruşturma yürütülmedi.

Hatta bu süreç içerisinde yetkili birimler tarafından aileye “olayın fazla dillendirilmemesi” yönünde telkinlerde bulunuldu.

Rojwelat Kızmaz; 9 Şubat 2024’te Êlih’te evinden ayrıldıktan sonra kayboldu ve 12 Şubat’ta Hasankeyf’teki Ilısu Baraj Gölü’nde yaşamını yitirmiş halde bulundu.

Rojwelat’ın kaybolduğu gün ailesi mahalle karakoluna giderek kayıp ihbarında bulundu. Hem emniyete hem jandarmaya durumun bildirilmesine rağmen hiçbir arama çalışması başlatılmadı, kamera kayıtlarına bile bakılmadı.

Kızmaz’ın Hasankeyf’e gittiğini aile kendi çabaları ve araştırmasıyla öğrendikten sonra cenazesi bulundu. Aileye bilgi veren otopsi doktoru genç kadının evden ayrıldıktan iki gün sonra öldüğünü belirtti. Bu da şunu gösteriyor ki, kayıp ihbarı verildiği an Rojwelat hayattaydı. Rojwelat’ın ölümüne ilişkin başlatılan soruşturmanın üstü intihar denilerek kapatıldı.

İpek Er; Êlih’in Qubin ilçesinde yaşayan İpek Er, 7 Temmuz 2020’de Siirt Cumhuriyet Başsavcılığı’na başvurarak, uzman çavuş olarak görev yapan Musa Orhan’ın kendisine karşı gerçekleştirdiği cinsel saldırı suçu nedeniyle şikayetçi oldu.

Yaşadığı cinsel saldırı ve psikolojik yıkıma dayanamayan İpek Er, 16 Temmuz 2020’de bir mektup bırakarak intihar girişiminde bulundu. Ağır yaralı olarak yakınları tarafından Êlih Devlet Hastanesi’ne kaldırılan İpek, 34 gün yaşam mücadelesi verdikten sonra tedavi gördüğü hastanede, 18 Ağustos’ta hayatını kaybetti.

Musa Orhan, Savcılık soruşturması kapsamında 16 Temmuz’da gözaltına alınmış ifadesinin ardından tutuklamaya sevk edilmiş, ancak adli kontrol tedbiriyle serbest bırakılmıştı. Daha sonra mahkemeye çıkan Musa Orhan’a “nitelikli cinsel saldırı” suçundan ilk olarak 12 yıl hapis cezası verildi. Kararda “iyi hal” indirimi uygulayan heyet, cezayı 10 yıla düşürdü. En sonunda da TC yargısı tarafından “adli kontrol” kararıyla bir gün bile hapse girmeden serbest bırakılarak ödüllendirildi!

Gülistan, Esma, Rojwelat, Rojin ve adını sayamadığımız birçok kadının patriyarka ve örgütlü devlet mekanizmalarıyla katledildiğini çok iyi biliyoruz!

 Sistematik devlet saldırısı; Şiddet, katliam, üstünü kapatma, cezasızlık!

2011 yılında dönemin Siirt Valisi’nin, “dağa çıkacaklarına, taş atacaklarına fuhuş yapsınlar” sözleri her şeyin özetidir. Devletin amacının en net göstergesidir.

Kürt kadın mücadelesinin gelişimi ve bununla beraber faşist devlete ve erkek egemenliğine karşı mücadelesinin büyümesi rejim için büyük bir tehdit oluşturmuştur. Mücadelenin ve çatışmaların en ön saflarında yer alan Kürt kadınlar, devletin özel savaş politikalarının hedefi haline gelmiştir. Zaten her savaş ve çatışma alanında kadın bedeni erkek devlet aklı tarafından bir savaş ganimeti olarak görülüyor. Bunun yanısıra kadınların mücadeledeki önemi faşist devletin farklı stratejilerle saldırmasına yol açıyor.

Devletin kadınlara ve kadın bedenine yönelik saldırıları sistematik bir şekilde gerçekleşiyor. Uzun süreye yayılan şiddet ve cinsel istismar devletin en küçük birimlerinden muhtara, korucusundan askere, polise, vali ve bakana kadar yayılmaktadır.

Kürt kadınları, hem kadın olmaktan hem de ulusal baskıya maruz kalan bir halkın parçası olmaktan kaynaklı çifte saldırıya uğramaktadır. Kolluk kuvvetlerinin, bürokrasinin ve yargının erkek egemen karakteri nedeniyle kadınların maruz kaldığı şiddet ve istismar vakalarında etkin soruşturma yürütülmüyor, failler korunup aklanıyor.

Burada karşımıza çıkan şey yalnızca bireysel suçlar sorunu değildir. Sorun, failleri ortaya çıkarmayan, delilleri karartan, soruşturmaları sürüncemede bırakan ve toplumsal hafızanın unutmasını bekleyen erkek devlet aklının cezasızlık rejimidir. Cezasızlık, devlet şiddetinin tamamlayıcı unsurudur. Çünkü cezasızlık, gelecekteki suçlar için teşvik mekanizması işlevi görür.

Cezasızlık bu coğrafyada başta kadın ve lubunyaların yaşam hakkı olmak üzere birçok önemli meselede karşımıza çıkıyor. Devletin gücünü arkasına alarak bu suçları işleyen hiçbir failin etkili bir ceza aldığına şahit olmadık! “Gülistan Doku Nerede?” mücadelesi aslında Gülistan Doku şahsında tüm cinayete, şiddete, istismara uğrayan kadınlar için verilen mücadelenin adı olmuştur.

Daha fazla göster

İlgili Makaleler

Diğer içerik
Kapalı
Başa dön tuşu