GüncelMakaleler

POLİTİK-GÜNDEM | “Halkların Katili NATO’ya Karşı BİRLİK MÜCADELE ZAFER!”

"NATO’nun işlevi ve misyonu dikkate alındığında, NATO’nun 7-8 Temmuz Ankara Zirvesi’nin hem emperyalistler açısından hem de enternasyonal proletarya ve dünya halkları açısından önem taşıdığını ifade etmek gerekir"

Uluslararası alanda 2026 FİFA Dünya Kupası görünür gündem olarak yer alırken, arka planda ise Ukrayna’nın (ki NATO olarak tanımlamak daha doğrudur) Rusya’ya yönelik artan drone saldırıları ve ABD ile İran arasında yapılan ateşkes ve “barış” görüşmeleri devam ediyor.

NATO’nun 7-8 Temmuz’da yapacağı zirve, bu gündemler arasında yer alıyor. Emperyalistlerin yeni bir paylaşım savaşına hazırlandığı koşullarda Ankara’da gerçekleştirilecek NATO zirvesi, bu açıdan ön plana çıkan gündemlerden birini oluşturuyor.

NATO’nun işlevi ve misyonu dikkate alındığında, NATO’nun 7-8 Temmuz Ankara Zirvesi’nin hem emperyalistler açısından hem de enternasyonal proletarya ve dünya halkları açısından önem taşıdığını ifade etmek gerekir. Emperyalistler açısından, yeni bir emperyalist paylaşım savaşına hazırlanıldığı koşullarda, zirvede alınacak kararların önümüzdeki sürecin ana yönelimini belirleyeceği açıktır.

Bir o kadar açık olan da, bu yeni yönelimin beraberinde enternasyonal proletarya ve ezilen dünya haklarına yeni haksız savaşları, katliamları, açlığı ve zorla yerinden etmeleri dayatacağıdır.

NATO zirvesinden çıkacak yönelimi bu kadar kesin ifade etmemizin nedeni, bu örgütlenmenin kurulma amacında ve niteliğinde gizlidir. Kısa bir tarihsel hatırlatma, NATO’nun enternasyonal proletarya ve ezilen dünya haklarına; işçi sınıfının sömürüden kurtuluş, ezilen hakların ve ulusların bağımsızlık, demokrasi ve sosyalizm mücadelelerine karşı kurulmuş gerçek bir “terör örgütü” olduğunu kanıtlamaktadır.

NATO başta ABD emperyalizmi olmak üzere, II. Emperyalist Paylaşım Savaşı sonrasında Batı emperyalizminin Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği ve “sosyalist kamp”a karşı “savunma” örgütü adı altında bir saldırı ve savaş örgütü olarak örgütlendi.

4 Nisan 1949’da başını ABD emperyalizminin çektiği ve 12 ülkenin bir araya gelmesiyle (ABD, İngiltere, Fransa, Hollanda, Belçika, Kanada, İtalya, Portekiz, Danimarka, Norveç, İzlanda, Lüksemburg) Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü (NATO) kurulduğu ilan edildi.

NATO’nun sadece sosyalizme karşı değil, aynı zamanda başta ABD olmak üzere Batı emperyalizminin pazar alanlarını ve sömürgelerini korumak, gelişen ulusal kurtuluş mücadelelerini bastırmak, uluslararası alanda tüm anti-faşist, anti-emperyalist, anti-sömürgeci mücadele odaklarını yenilgiye uğratmak amacıyla kurulduğu açıktır. Nitekim NATO’nun batı emperyalistlerinin pazar alanlarını ve sömürgelerini genişletmek amacıyla örgütlendiği ve kullanıldığı daha sonraki yıllarda pratik olarak defalarca kanıtlanmıştır.

Bu anlamıyla NATO, başta ABD ve İngiltere olmak üzere, Batı emperyalistlerinin savaş makinesi olarak kurulmuş ve faaliyetlerini günümüze kadar sürdürmüş bir örgütlenmedir.

Bu açıdan NATO’nun sadece basit bir “savunma” örgütü olduğu yanılgısına düşülmemelidir. NATO, emperyalist tekellerin çıkarları doğrultusunda dünyanın yeniden paylaşılması; sermaye birikimi ve dolaşımının önündeki en küçük engel ve itirazın ortadan kaldırılması, enternasyonal proletaryaya ve ezilen halklara boyun eğdirilmesi, pazar paylaşımını korumak ve genişletmek için emperyalizmin savaş örgütü olarak işlev görmektedir.

Dolayısıyla NATO örgütlenmesi, sıradan bir “savunma ittifakı” değil, emperyalist ve bölgesel savaşların askeri saldırı ve savaş örgütlenmesidir. Başta ABD olmak üzere, Batı emperyalistlerinin saldırganlık, işgal ve savaş örgütü olarak kullanılmıştır ve kullanılmaya devam edilmektedir.

Kurulduğu günden günümüze NATO örgütlenmesi, enternasyonal proletaryaya ve ezilen emekçi halklarına karşı gerçekleştirilen en acımasız zulüm politikalarının, işkencelerin, katliamların, darbe ve cuntaların tam merkezinde yer almış, işçi sınıfının ve halkın mücadeleleri karşısında tüm karşı-devrim faaliyetlerinin planlayıcısı, uygulayıcısı ve denetleyicisi olarak, emperyalistlerin vazgeçilmez kurumu olarak rol oynamıştır ve halihazırda oynamaya devam etmektedir.

Günümüzde “komünizm tehlikesine” karşı kurulduğu iddia edilen NATO’nun halen varlığını devam ettirmesi, bu örgütlenmenin bir “savunma” örgütü değil de Batı emperyalistlerinin çıkarlarının bekçisi, saldırı ve savaş örgütü olduğu gerçeğini kanıtlamaktadır.

Dahası, günümüz koşullarında emperyalist tekeller arasında rekabetin artması ve çelişkilerin keskinleşmesi; enternasyonal proletarya ve ezilen dünya halkları açısından NATO’nun sadece geçmişte kalan bir saldırganlık ve savaş örgütü olarak değil güncel bir tehlike olarak ortaya çıktığını gösteriyor.

Gelinen aşamada ABD emperyalizminin hegemonyasının sarsılması, karşısında yeni ve genç emperyalist güçlerin çıkması, NATO’nun daha aktif ve saldırgan bir örgüt olarak daha fazla işlevlendirilmesini koşullamaktadır.

ABD’nin NATO üye devletlerine savunma bütçelerinin % 5’ini NATO’ya aktarma dayatmasından, Ukrayna savaşında ve Doğu Avrupa’da oynadığı role, NATO’nun Asya-Pasifik’te örgütlenmesine ve Orta Doğu’ya yönelik Adana’da ve İstanbul Boğazı’nda Çok Uluslu Kolordu Karargâhı (MNC-TUR) kurulmasına kadar bir dizi gelişme bu açıdan son derece önemlidir.

TC faşizmi: Emperyalizme hizmet ve halka düşmanlık!

Bu gelişmeler önümüzdeki süreci belirleyecek gündemlerdir. Emperyalistler yeni bir paylaşım savaşına hazırlanırken, NATO’yu da bu kapsamda örgütlemektedirler. TC devleti de -tarihsel pratiğinin de kanıtladığı üzere- emperyalist efendileri karşısında esas duruşa geçmiş durumdadır.

Bunun nedeni elbette TC’nin emperyalizme bağımlı yarı sömürge yapısı ve Türk burjuvazisinin emperyalistler arasında yaşanan bu çelişkilerden ve yeni yönelimden kendi paylarına düşen kırıntılardan bir kez daha yararlanmak istemeleridir. Son olarak Ankara’da gerçekleştirilecek NATO toplantısı bir fırsat olarak değerlendirilmektedir.

Nitekim Cumhurbaşkanı R.T.Erdoğan, “7-8 Temmuz’da Ankara’da tertiplenecek NATO Liderler Zirvesi’ne büyük önem atfediyoruz” demekte ve zirveye ABD Başkanı Trump’ın katılmasını kendileri açısından “kıymetli bir adım” olarak sevinçle karşılamakta ve “Biz de Ankara Zirvesi’nin NATO’nun tarihinde bir referans noktası olması için hazırlıklarımızı yoğunlaştırdık” açıklamasını yapmaktadır. (10.06.26)

18 Şubat 1952’de Yunanistan’la birlikte NATO’ya kabul edilen TC devletinin NATO üyeliği, emperyalizmin yarı sömürgesi olma vasfıyla doğrudan ilintilidir. Dönemin Türk hakim sınıflarının temsilcisi ve toprak ağası olan Adnan Menderes’in, TC’nin NATO’ya katılmasının kabul edilmesi karşılığında, 25 Temmuz 1950’de Kore’ye savaşmak için asker gönderme kararı almış olması, TC’nin emperyalizme hizmet ve uşaklıkta kararlılığını teyit etmiştir.

Dönemin ABD Dışişleri Bakanı John Foster Dulles’ın “Türk askerinin günlük iaşe ve diğer masraflarının ABD’ye maliyetinin çok düşük olduğu” gerekçesiyle savunduğu bu adım, bu tarihten günümüze emperyalistlerin TC devletine ve onun başta ordusu olmak üzere silahlı gücüne bakışını göstermektedir. Bu bir sır değildir.

Örneğin, geçmişte ABD’li milyarder ve finans spekülatörü George Soros tarafından bu gerçek “Türkiye’nin en iyi ihracat ürünü ordusudur” sözleriyle açık olarak ifade edilmiştir. (4 Mart 2002) Günümüzde de TC devletine biçilen rol benzerdir. Nitekim ABD Başkanı D.Trump gazetecilerin, “Türkiye’ye büyük bir hediye paketiyle mi gidiyorsunuz?” sorusuna “Sanırım öyle. O bir NATO üyesi. … NATO’nun güçlü bir üyesi. Evet, muhtemelen onu çok mutlu edecek bir şey yapacağım” demektedir. (24.06.26)

TC’nin NATO üyeliği, üyeliğe kabulünden günümüze başta bulunduğu coğrafya olmak üzere, batı emperyalistlerinin çıkarlarına hizmet etmek üzere şekillenmiştir. Dün Batı emperyalizmine hizmet etmek için Kore’ye savaşmak için “23 Sent” karşılığında asker gönderen TC, günümüzde de “barış gücü” adı altında dünyanın çeşitli yerlerinde emperyalist efendilerine hizmet etmeyi sürdürmektedir.

TC’nin NATO ile ilişkisi tam bir emperyalizme uşaklık ilişkisidir. Bu sadece askeri olarak değil, hemen her alanda böyledir. Askeri olarak “NATO’nun ikinci büyük ordusuna sahip olmakla” övünen Türk komprador burjuvaları ve onların sözcüleri, ordularında kullandıkları silahlardan mühimmatlarına,  talimnamelerine ve hatta giydikleri üniformaya ve “don”larına kadar her şeyleriyle emperyalizme ve onun saldırı ve savaş örgütü NATO’ya bağlıdırlar.

Bu açıdan meselenin sadece “AKP faşizmi” ile sınırlandırılması, başta devlet örgütlenmesi olmak üzere TC’nin sınıfsal niteliğine dair bir kafa karışıklığına işaret eder.

TC’nin kuruluşundan itibaren emperyalizmin yarı sömürgesi olduğu gerçeğinin yok sayılması ve dahası faşizmi sadece AKP-MHP ile tanımlama tehlikesini içinde barındırır. TC kurulduğu günden itibaren önce Sovyetler Birliği’ne karşı konumlandırılmış ve ardından da coğrafyamızda Batı emperyalistlerinin çıkarları için koçbaşı olarak kullanılmıştır. Son olarak, Suriye iç savaşında TC’nin oynadığı rol bu açıdan değerlendirilmelidir.

Dahası, TC’nin NATO üyeliği ve emperyalistler açısından kullanışlı bir aparat olması gerçeği içerde gelişen ilerici ve devrimci halk hareketlerine karşı savaşına sınırsız destek sunulmasını getirmiştir.

Emperyalistler, Türkiye ve Türkiye Kürdistanı’nda yükselen sosyal ve ulusal kurtuluş mücadelelerine karşı, TC’ye hemen her alanda tam destek vermişlerdir. Halka yönelik başta kontrgerilla olmak üzere gayriresmi ve resmi karşı devrimci örgütlenmelerin saldırılarının sevk ve idare edilmesinde ve hatta 12 Eylül Askeri Faşist Cuntası’nda olduğu gibi askeri darbelerin gerçekleştirilmesinde birinci derecede rol oynamışlardır.

Emperyalistlerin NATO aracılığıyla bölgede jandarmalığını yapan TC devleti, emperyalist efendilerine bu hizmetleri karşılığında yalnızca askeri ve mali destek alarak işçi sınıfı ve emekçi halk üzerinde faşist diktatörlüğünü var etmemiş, aynı zamanda efendilerinden “meşruiyet almış”tır.

Emperyalistlerin, TC faşizminin devrimci ve komünistlere, Kürt ulusal hareketine ve genel olarak halk hareketine karşı savaşında başta askeri alanda olmak üzere verdikleri sınırsız destek bir sır değildir. NATO örgütlenmesi bu açıdan son derece işlevli bir örgütlenme olarak kullanılmaktadır. Türk komprador burjuvazisinin ve emperyalist çıkarların coğrafyamızdaki bekçisi olarak kendini var eden TC faşizmi, emperyalistlerin bu desteği sayesinde devrimcilere, komünistlere, Kürt yurtseverlerine yönelik sayısız işkence, kaybetme ve katliam saldırıları gerçekleştirmiştir.

Saldırılar, uşaklığın tescili ve korkunun göstergesidir!

7-8 Temmuz’da Ankara’da NATO toplantısında başta ABD olmak üzere Batı emperyalistleri önümüzdeki sürece dair yeni yönelimlerini belirleyeceklerdir.

Bu açıdan NATO toplantısı önemlidir. Toplantının önemi 17 yıl aradan sonra bir ABD başkanının TC’yi ziyaret edecek olmasından da anlaşılabilir. Toplantıda, yeni bir paylaşım savaşı hazırlıkları içinde TC’nin başta Orta Doğu, Kafkaslar ve Balkanlar olmak üzere emperyalist efendilerine nasıl hizmet edeceği tartışılacaktır. TC, bulunduğumuz coğrafya başta olmak üzere, Batı emperyalistlerinin yönelimine uygun olarak konumlandırılacaktır.

Toplantının hem emperyalistler hem de Türk burjuvazisi açısından önemi nedeniyle, TC devleti başta zirvenin yapılacağı Ankara olmak üzere tüm ülkede Olağanüstü Hal rejimi uygulamaya koymuştur. TC devleti en iyi bildiği şeyi yapmış; bir kez daha emperyalist efendilerine uşaklıkta sınır tanımamış, efendilerinin rahatı ve güvenliği için sokakların makyajlanmasından sokak hayvanlarının toplanmasına, esnafların uyarılmasından “eylem yapacağı şüphesiyle” yüzlerce kişinin tutuklanmasına kadar uzanan bir dizi faşist saldırganlığa başvurmuşlardır. “Türkiye Cumhuriyeti Devletinin terörle anılan bir ülke olması gayreti içerisinde terör eylemi gerçekleştirebileceği” iddiasıyla yüzlerce kişi tutuklanmıştır.

Partizan, Yeni Demokrat Kadın ve Yeni Demokrat Gençlik faaliyetçilerinin de tutuklandığı bu saldırı sadece Ankara’da değil İstanbul’da da devreye sokulmuştur. Hatta denilebilir 1 Mayıs öncesinde yapılan tutuklama saldırısı, NATO toplantısına hazırlık olarak ele alınmıştır.

TC faşizmi tutuklamalarda gerekçe olarak “istihbari bilgi”yi ileri sürüp aralarında TKP-ML başta olmak üzere devrimci ve komünist partileri hedef gösterse de bu faşist saldırganlığın amacının sadece halka ve devrimcilere gözdağı vermek olmadığı açıktır. NATO toplantısı öncesinde yoğunlaştırılan faşist saldırganlık aynı zamanda emperyalist efendilere verilen mesajdır.

İki yönlü bir mesaj söz konusudur. Birincisi, TC efendilerine nasıl hizmet ettiğini göstermekte, ikincisi ise göreve hazır olduğunun mesajını vermektedir.

Bu faşist saldırganlık bir kez daha göstermiştir ki, TC faşizmi açısından herkes potansiyel teröristtir. Bir kez daha komünistlerin ve devrimcilerin emperyalizme, faşizme ve her türden gericiliğe karşı haklı ve meşru mücadelesi, “terör” adı altında kriminalize edilmek istenmektedir. Ancak korkunun ecele faydası yoktur.

NATO zirvesi nedeniyle yaşanan faşist saldırganlık ve tutuklama terörü bir kez daha kanıtlamıştır ki, zulmün ve katliamların olduğu yerde direnen ve mücadele edenlerde mutlaka olacaktır.

Emperyalistler ve TC faşizmi ne kadar saldırırsa saldırsın, emperyalime, faşizme ve her türden gericiliğe karşı mücadele edenler, devrim ve komünizm bayrağını yükseltenler olacaktır. Çünkü sömürüye, zulme, faşist baskılara ve katliamlara karşı direnmek ve mücadele etmek meşrudur.

İşçi sınıfının ve ezilen dünya haklarının katili NATO’ya karşı mücadeleyi yükseltmek, Türk burjuvazisinin ve onun siyasi temsilcisi olan iktidarın emperyalizme uşaklık çizgisini ve faşist saldırganlığını hemen her alanda teşhir ederek örgütlenmek gerekmektedir. Faşizmin saldırılarında bu kadar pervasızlaşmasının nedeni geniş halk kitlelerinin örgütsüzlüğüdür. Örgütlü bir halkı hiçbir güç yenemez. Örgütlenelim ve mücadele edelim.

Daha fazla göster

İlgili Makaleler

Diğer içerik
Kapalı
Başa dön tuşu