
Dünyanın başına bir haydut gibi çöken emperyalizm, ömrünü uzatmak adına dünya halklarının yaşamından çalmaya devam ediyor. Ekonomik, siyasi ve askeri paktları, koalisyonları veya zirveleri tamamen bunun üzerine kurulu hedeflerden ibarettir.
Ekonomik olarak dünya hükümdarlığı, askeri olarak yenilmezliğini, siyasi olarak tek alternatif olduğunu kabullendirmek istemektedir. Son yüz yılını garanti altına almak adına dünyayı yeni bir felaketin eşiğine taşımadaki pervasızlıkları da burada yatmaktadır.
Emperyalist bloklar arası ittifak ve çatışmaların esas özünü de bu siyasal döngü üzerinden okumak gerekiyor. Yeni bir dünya mümkün hayaline karşı ittifakları daim olsa da oluşturdukları zirvelerin buz tutmuş yamaçlarında çatışma ve kırılmaları aşikar bir şekilde sırıtmaktadır. G7 Zirvesi de aslında NATO toplantısı öncesi ekonomik ön hazırlığın hassasiyetini içeriyordu.
G7’nin tartışılan, anlaşılan ve yansıyan yönleri
15-17 Haziran tarihleri arasında Fransa’nın Evian-les-Bains kentinde G7 zirvesi toplandı. ABD, Almanya, İngiltere, Japonya, Fransa, Kanada ve İtalya’nın gelişmiş yedi ülke olarak adlandırılan ülkelerin dışında Avrupa Birliği liderleri katıldı.
Bunun yanısıra “orta güç” olarak adlandırdıkları Güney Kore, Hindistan, Brezilya, Kenya ve Mısır temsilcileri davet edildi. Esas konuk hiç şüphesiz ki, Ukrayna Devlet Başkanı Zelenski oldu. Türkiye, bu toplantıya ev sahibi Fransa tarafından davet edilmedi.
G7’de tartışılan ana konular küresel güvenlik ve ekonomi, Ukrayna savaşı, Orta Doğu eksenli Lübnan ve Gazze meselesi, İran ve ABD arasındaki ateşkes, yapay zeka ve uluslararası riskler vb. idi. Esas gündem ise yine savaş ve yatırım olmuştur. Zirveye katılan ülkeler açısından özellikle Fransa ve İtalya açısından olumlu bir hava yaratıldığı görülmektedir.
Zirve kapsamı boyunca ortaklaştıkları anlaşılan dokuz bildirinin imzalanması, bu zirvenin G7 açısından belli bir başarı olarak yansıtılmasını beraberinde getirmiştir. Zirvenin bahsi geçen gündemleri içerisinde özellikle Ukrayna meselesi ve ABD-İran arasındaki ateşkes önemliydi. Zelenski’nin hem Trump hem de Macron’un ile yaptığı görüşmelerin sonunda kamuoyuna yapılan açıklamada Ukrayna’nın istediği desteği aldığı anlaşılmaktadır.
Fransa Cumhurbaşkanı Macron’un “G7 ülkelerinin Rusya’ya yönelik baskıyı artırma ve Ukrayna’nın hava savunma ile uzun menzilli kapasitesini güçlendirme kararı aldıklarını” açıklamasına devamla “G7 içinde ilk defa bu kadar büyük bir uyum yakaladık ve ilk defa bu kadar net sonuçlara ulaştık” demesi yeni sürecin ve bu sürecin daha ciddi tehlikeler ile karşılanacağının açık ip uçlarını ifade etmiştir.
Macron devamla “Biz Avrupalılar, organize oluyoruz ve Rusya ile müzakere edeceğiz” demesi Avrupa’nın yeni süreçte Rusya’yı askeri ve ekonomik olarak baskılayarak Ukrayna ile ateşkese ya da savaşı durdurmaya yöneleceğini göstermektedir.
Rusya’nın bu konudaki özellikle askeri uzun menzilli füzeler konusunda Avrupa’nın atacağı adımlara paralel tavırlarının çok daha büyük tehlikeleri doğuracağı aşikardır. Nitekim zirvenin bitiminden hemen sonra Rusya’nın önemli noktalarının vurulması G7’nin küçük bir mesajı olarak algılanabilir.
Sonuç olarak zirvede çıkan karar ve yaklaşımlardan özellikle Fransa ve Almanya’nın Avrupa’yı yeni bir savaş tehlikesine sürüklediğini görüyoruz. Almanya’da kurulan savaş hükümeti aynı zamanda iç siyasette de savaş tehlikesi üzerinden toplumu manipüle ederek ekonomik başarısızlıklarını örtmeye çalışmaktadır.
Kazanılmış sosyal hakların birer birer ortadan kaldırılması, askeri harcamalara devasa bütçe ayrılması, iç faşizmin geliştirilmesi, zorunlu askerliğin gündeme alınması gibi onlarca gelişme ve yasa hazırlıklarının topluma dayatılması, tehlikenin ve meselenin kavranması açısından büyük önem taşımaktadır. Fransa ve diğer AB ülkelerinin yaklaşımı, bu savaş ve çatışma sürecini ciddi boyutta kışkırtmaktadır.
Ukrayna konusunda savaşa yatırım yapan AB, İran konusunda daha yumuşak tavır takındıklarını yansıttı.
ABD ve İran arasında ateşkes özellikle enerji, doğalgaz ve petrol konusunda AB’yi rahatlatacağı için büyük memnuniyet duymalarının yanı sıra alternatif olanaklar yaratma konusunda da mutabık kaldıkları görülüyor. Rusya enerjisinden mahrum kalan AB’nin, ABD’nin İran’a saldırısı sonrasında ikinci olanaktan da sınırlı bir pozisyonda kalmasının ekonomik olarak ciddi sıkıntılar doğurduğunu görüyoruz.
Bu anlamıyla İran üzerindeki baskının gevşetilmesi ve Hürmüz Boğazı’nın açılması önemli görülmektedir.
Tramp ve Meloni çatışması, G7’de başka bir gerçeği daha ortaya serdi. Oysa Ocak 2025’te Trump’ın yemin törenine giden tek Avrupa lideri İtalya Başbakanı Meloni olmuştu. Ancak emperyal çıkarlar bu ikiliyi G7’de gündem dışı bir tartışmanın içerisine sürükledi. Trump’un İtalyan TV kanalı La 7’ye verdiği röportajda “Meloni’nin zirvede kendisiyle fotoğraf çektirmek için tekrar tekrar yalvardığını” iddia etmesinin hemen ardından Meloni’nin “Tamamen uydurma ve nedensiz saldırılar” şeklinde cevap vermesi arka planda bir gerçeği yansıtmaktaydı.
Bu da dünyaya hükmetmek isteyen güçlerin çıkarları el verdiğinde ittifak ve dost lider algısı yaratılırken bu çıkarlar tersine dönünce itibarsızlaştırma ve farklı siyasal arenalarda hesaplaşmaya çalıştıklarıdır. İtalya’nın ABD ve İsrail’in İran savaşını anlamsız bir savaş olarak görüp bunun parçası olmayacağını belirtmesinin ardından askeri üslerini kullandırmama tavrı ciddi sıkıntı yaratmıştı. Özellikle Orta Doğu siyasetinde ABD ve İsrail’i uluslararası hukuka aykırı davranmakla suçlaması, ilişkilerin gerilmesinin önünü açmıştı.
Keza İtalya’nın uzun yıllardır yürürlükte olan ve her beş yılda bir otomatik olarak yenilenen İsrail ile savunma antlaşmasını geçtiğimiz Nisan ayında mevcut koşullar altında sürdürmeme kararı alması da bardağı taşıran davranış olarak algılanmıştı. Tüm bunlar yaşanırken, İsrail’in Lübnan’da İtalyan askerlerinin bulunduğu konvoya uyarı ateşi yapması ilişki ve ittifak güçleri olarak kaygan bir zemini yaratmıştı.
İşte Trump tam da bu zeminde İtalya’yı Meloni nezdinde “küçük düşürme” ve tek güç olarak kendisini görme kompleksi sonucunda bu sözleri sarfetmiştir. Karnesi bozuk olanların kendi ülke ve global çıkarları için kavga etmelerinin pek de bir karşılığı olmadığını gördük. Ancak ekonomik ve askeri olarak zayıf olmasına karşın AB’nin misyonu ve etkisi yok sayılamaz. İran ve Lübnan meselesinde çark etmek zorunda kalan ABD’nin İsrail’i karşısına alması bu minberde okunması gerekiyor.
Zirvede yapay zeka ve uluslararası boyutunun yanı sıra yeni dönem savaş teknolojisinde ve sosyal medya gücü üzerinden yeni yönelimler ve önlemlerinin ele alındığı anlaşılıyor. OpenAl, Google, Deep Mind, Anthropıc ve Mistral Al gibi teknoloji şirketlerinin yer alması ise bunun en somut gerçekliliğini oluşturmaktadır. Çevre konusunda ABD’nin vetosuna takılma gölgesinde değişime uğrayarak su kirliliği ve okyanusların korunmasına indirgenerek kendilerine yakışanı yaptılar. Dünyayı yaşanmaz hale getirenler maalesef dünyanın çevresi için toplanıp konuşuyorlar.
G7’den NATO giden süreç
G7’nin savaş ekonomisi ve gücün büyütülmesi tartışmalarının ardından Türkiye’de toplanacak olan NATO, askeri olarak bu ekonomik gücün sonuçları üzerinden yeniden esip gürleyecektir. Dünyayı yeniden dizayn etme ve burada en büyük payı alma ittifakları tazelenecektir. ABD emperyalizmi, bu anlamıyla yeni sürecin en önemli toplantılarından biri olacak Türkiye’deki NATO toplantısında önemli kararları aldırtacaktır.
Türkiye’nin katılamadığı G7 toplantısının gerekliliklerini yerine getirecektir. Bu süreç esasta askeri olarak çatışmaların devamı üzerinden gelişecektir. Yıkıp yaktıkları yerlerin “onarımı” yine devasa ekonomik gelirler üzerinden pay savaşına dönüşecektir. Bu anlamıyla nereden tutarsan tutalım NATO toplantısı, savaş ve yıkım üzerine inşa edilecektir.
Türkiye bu sürecin en önemli ayaklarından birini oluşturacaktır. Bu manada NATO toplantısında cilalanarak piyasaya çıkarılacaktır. ABD bu bağlamda Türkiye’nin ihtiyacı olan ve onun en sadık uşağı olarak daha güçlü durabilmesi için siyasal ve pratik kararları alacaktır. Hizmetkarlığı büyük olanın başına geleceklerinin olumsuz örneklerini defalarca yaşayarak gördük. Görünen o ki, görmeye de devam edeceğiz.
Korkular nafile, tutuklamalar bu isyanı durduramayacaktır
G7 zirvesi öncesi ve sürecinde Fransa’nın Cenevre şehri on binlerce kişinin isyanına tanıklık etti. Zirveyi protesto ederek bu toplantıyı teşhir ettiler. Yüzlerce kişi de tutuklandı. Zirve alanı adeta ablukaya alındı. Ama buna rağmen anti-emperyalist güçler, G7 karşıtları, anarşistler, devrimciler ortak bir mücadelenin sembolü olarak bir haftaya yakın Cenevre sokaklarında çatışarak zirve güçlerine karşı duruş sergilediler.
Bu gibi toplantılar engellenemeyebiliniyor. Ancak olağanüstü güç gösterisi yaşadıkları korkularının hiç bitmeyeceğini his etmeleri açısından önemlidir.
Sokak çatışmaları aynı zamanda bu anti-emperyalist duruşun politik ayağını oluşturmaktadır. Salt çatışma veya bir yerleri yıkıp dökmeden öte biriken öfkenin bu politik zeminde beslenmesi önemlidir. Bu bağlamda NATO toplantısı öncesi Türkiye’de yapılan operasyon ve tutuklamalar, kitle baskısının basıncı ve korkunun sonucudur.
Unutulmaması gereken şey ise NATO karşı biriken toplumsal öfke bu saldırganlık ve tutuklamalar karşısında daha güçlenerek çıkacağıdır. Anın yarattığı atmosfer, militan direnişin gereklerini ortaya koymak açısından önemlidir. Bu direniş, toplumsal anlamda korkuyu aşan bir noktaya taşınacaktır.
Politik atmosferin özellikle genç kuşaklar açısından bir karşılığı oluşturacaktır. Anti-emperyalist birliktelikler ile daha güçlü bağlar geliştirmesine ve ortak öğretilere vesile olacaktır. Bu anlamıyla korkularını toplumu tutuklayarak geçiştiren sistem daha büyük korkular ile sarılacaktır. Bu atmosfer dünya militan gençlikte var. Bu potansiyeli ortak bir güç etrafında toparlama eksiği giderildiğinde daha büyük direnişler ile tanışacağız.



