GüncelKadınLGBTİ+

YDK Onur Ayı Kapsamında online bir etkinlik yaptı

YDK Onur Ayı Kapsamında "Sistemin Ablukasını Lubunyanın Onuru Dağıtacak!" şiarıyla online buluşma gerçekleştirdi.

YDK’nın Onur Ayı kapsamındaki online buluşmasında Aytuğ Karbuz’un moderatörlüğüyle “Emperyalist Savaş Ve Lubunya” başlığı altında Trans Aktivist Yaşam Dündar, “Hormon Hakkı İhlali” konusunda Hormon Hakkım Kolektifi’nden Baran Alaz, “Görünürlük Hiyerarşi” hakkında ise YDK’dan Duru Yılmaz söz aldı.

Konuşmacılar sözlerini bitirdikten sonra katılımcılarla birlikte “Ne Yapmalıyız” başlığı altında LGBTİ+ mücadelesinin hattı ve bu hattı kurarken nasıl adımlar atılması gerektiği tartışıldı.

İlk sözü “Emperyalist Savaş Ve Lubunya” başlığına dair konuşması için sözü Trans Aktivist Yaşam Dündar aldı.

Yaşam Dündar, konuya ulus devletlerin yaratılış sürecini ve bu süreçte hakim sınıfların neleri esas aldığını anlatarak başladı. “Ulus devletler yaratılırken ‘öteki’ de yaratılmak zorunda, lubunyalar da bu ötekilerden biri.” diyen Yaşam, Kürt hareketiyle lubunya hareketinin bir araya gelmesi ihtimalinin devleti korkuttuğundan ve bu nedenle politikaların buna karşı olarak derinleştirildiğinden bahsetti. Sözlerine “Kürdü ‘ülkeyi bölecek’ diyerek inkar ve imha politikası izleyen devlet, LGBTİ+lara yönelik aynı politikayı ‘aile’yi öne sürerek izliyor” diyerek devam etti.

Yaşam, konuşmasının devamında emperyalist savaşlardan bahsederek “Emperyalist devletler tarafından Ortadoğu dizaynı amaçlanmakta, bu amaç uğruna atılan adımlarda savaşa karşı barıştan yana olan LGBTİ+ların da içinde bulunduğu tüm kesimlere yönelik imha politikaları yürütülüyor.” sözlerini kurdu.

“Hormon varolmak için kullanılan bir şeydir. Sağlık değil yaşam hakkı demeliyiz”

Sonrasında Hormon Hakkım Kolektifi’nden Baran Alaz “Hormon Hakkı İhlali” başlığı altında söz alarak ülkedeki hormon hakkı ihlallerinin başladığı günden bu zamana kadar olan ve buna karşı büyütülen mücadelenin sürecini anlattı.

“İlk olarak 2022’de somut bir biçimde hormona erişim sorunları başlamıştı, şu an güncel şekilde daha yasal ve sistematik engeller söz konusu” diyerek sözlerine başlayan Baran, süreci gözlemlediği ve deneyimlediği şekilde aktardı.

Baran, “20 Kasım 2024’te e-reçete zorunluluğu geldi. 20 Kasım Nefret Suçuna Maruz Kalanları Anma Günü’nde bu zorunluluğun gelmesi tesadüf değil.” sözlerini kurdu. “Hormon önceden reçetesiz de kullanılabiliyordu, devlet bu durumun denetimsiz-kontrolsüz olduğu gerekçesini sunarak hormona erişim engelini meşru bir zemine taşımak istedi.” diyen Baran, sözlerinin devamında transların hormonu doktor kontrolünde kullanmasının önünde transfobiye ve ayrımcılığa maruz kalma gibi engellerin bulunduğuna dikkat çekerek hormona erişim engelinin meşru bir zemine çekilmesinin imkansız olduğunu vurguladı.

Baran konuşmasına “Hormon varolmak için kullanılan bir şeydir. Bu nedenle bu hak gaspına yalnızca sağlık hakkı değil, yaşam hakkı dememiz gerekiyor” şeklinde devam etti ve bu hormon hakkı engeli doğrultusunda en çok zarar gören öznelerin trans kadınlar olduğundan ve nedenlerinden bahsetti. Devletin hormon hakkı engelinin sürecini anlatmaya devam eden Baran, “Ocak 2025’te ‘Aile Yılı’ ilan edildi, sonrasında hormonun denetimsiz olduğu gerekçe gösterilerek transfobik yasalar arttı.” sonrasında ise sağlık kurumlarının trans özneliğinde dahi ikili cinsiyeti benimsediğini ve ikili cinsiyete sahip olmayan özneleri ayrımcılığa maruz bıraktığından bahsetti.

Baran Alaz, bu süreçte kaybettiğimiz Zeynep’i, Deniz’i, Kayra’yı ve Arya’yı hatırlatarak “Transların yalnızca yaşamları, bedenleri ve hayalleri var. Yalnız değiliz. Bu düşmanca politikalara, sistematik baskıya karşı beraber mücadele etmeliyiz.” diyerek sözünü bitirdi.

LGBTİ+ların kurumlarda karar mekanizmalarında aktif bir biçimde rol almalı”

Son olarak söz alan Yeni Demokrat Kadın’dan Duru Yılmaz, “Görünürlük Hiyerarşisi” başlığı altında deneyimlerini ve fikirlerini aktardı.

“12. Yargı Paketi, medyada ve her yerde kadın kazanımlarının gasp edilmesi amaçlanıyor diye bahsediliyor fakat bunun yanında LGBTİ+ların varoluşlarına yönelik doğrudan ve fazlasıyla somut bir biçimde sistematik saldırı var” diyerek burjuva siyasetinin tekelinde olan medyanın LGBTİ+ları görünmez kılma amacından bahsetti. “Devletin ve aygıtlarının ürettiği her bir LGBTİ+fobi ve düşmanca yaklaşım bizim hayatlarımıza mâl oluyor.” diyerek sözlerine devam eden Duru, seks işçilerinin emek ekseninde özne olarak ele alınmayarak kriminalize edilmesine dikkat çekti.

Duru, sözlerinin devamında “Esat-Eryaman’daki transların meşru özsavunması ‘travesti dehşeti’ olarak medyaya yansıyor fakat kapıların ardında neler olduğu, o tablonun ortaya çıkış sebebi asla tartışılmıyor hatta üstü örtülüyor.” Şeklinde sözler kaydetti. Kurumlarda ve yapılarda translığın ikili cinsiyete sığması gerektiği düşüncesinin hakim olduğunu belirterek görünürlük hiyerarşisinin bir başka yanından bahsetti.

Buluşmanın sonunda “Ne Yapmalıyız” başlığı altında katılımcılar fikirlerini belirtti ve deneyimlerini aktardılar. Bir Katılımcı burjuva medyasının görünmez kılma çabasından bahsetti “…fakat biz bu durumu “sol-sosyalist” çevrede dahi görüyoruz. Reformist yapıların haber dilinde de görünmez kılan, yalnızca kadın haklarına odaklanmış bir biçim olduğu belli” dedi. Bundan sonra katılımcılardan Ahmet, “Sahada daha çok yer almalıyız, daha çok görünür olmak zorundayız. Dayanışmayı büyütmenin tek yolu bu.” diyerek fikirlerini ve deneyimlerini aktardı.

“Kadın hareketi ile Lubunya hareketi ortak harekette ısrar etmeli”

Devamında ise katılımcılardan biri, “İstanbul Sözleşmesi’nin kaldırılması sürecinde yürütülen mücadelede kadınların ve lubunyaların mücadelesi keskin bir biçimde ortaklaşmıştı. OHAL döneminde de kadınlar ve lubunyalar sokağı terk etmemişti. Bu birliktelikte ısrarcı olsak da bu ortak mücadelenin zaman zaman kötü sonuçlar doğuran darbeler aldığı bir gerçek. Doğrudan savaşın içinde olan bir ülke olmasak da devletin bu savaşlarda yer alması sebebiyle yaşamlarımıza dönük sistematik saldırılar oluyor. Trans tutsaklara yönelik tecrit vb. de bu özel savaş politikalarının hapishanelerdeki yansıması” dedi.

Yeni Demokrat Kadın’dan Duru Yılmaz LGBTİ+ların görünür olamamasının nedenlerinden bahsederek fikirlerini ve deneyimlerini aktardı. Sonrasında LGBTİ+ların kurumlarda karar mekanizmalarında aktif bir biçimde rol alması gerektiğini vurguladı.

Katılımcılardan bir başkası ise, “Bu atmosferden en çok etkilenen bahsettiğimiz gibi LGBTİ+lar oluyor. Devlet en zayıf halka olarak LGBTİ+ları konumlandırarak ‘aile’ye tehdit gerekçesiyle en derin saldırıyı lubunyalara yöneltiyor. Burjuva muhalefetine dahi saldıran devlet LGBTİ+ları daha çok düşman görüyor ve kendi ‘aile’ tanımına uymayan her yapı, düşünce ve kesimi yok etmeyi amaçlıyor. Yargı Paketlerinin geri çekilmesi aslında toplumsal normları kendince düzenleme biçimi.

Ortak mücadele çizgisinde ısrar etmek bu nedenle çok önemli” sözlerini sarf etti. “Ne Yapmalıyız” başlığı altında son sözü katılımcılardan biri ise aldı ve “10 yıllık dönemde gerilemiş bir mücadele olduğu gerçek. Bu gerçeklikte mücadele hattımız yalnızca haklarımızın bizden alınmasına karşı olan bir zeminden kuruluyor. Bunun yanında kadınlar ve LGBTİ+lar olarak tartışabilmenin, bir araya gelebilmenin mücadele hattını kurarken önemli bir aşama olduğunu düşünüyorum.” diyerek fikirlerini belirtti.

YDK’nın “Sistemin Ablukasını Lubunyanın Onuru Dağıtacak” şiarıyla gerçekleştirdiği online buluşması “Onur ayımız kutlu olsun. Herkese bol mücadeleli seneler” denilerek sonlandı.

 

Daha fazla göster

İlgili Makaleler

Diğer içerik
Kapalı
Başa dön tuşu