
Yeni Yaşam Gazetesi’nden Reyhan Hacıoğlu’nun haberine göre, Hakkâri’nin Şemdinli ilçesinde gözaltına alındıktan sonra tutuklanan İranlı çobanlar Salah ve Resul Bimari’nin maruz kaldıkları işkence ve Resul Bimari’ye yönelik cinsel saldırının ortaya çıkmasının ardından dosyaya yansıyan yeni bilgiler, uygulamaların gözaltı süreciyle sınırlı kalmadığını ortaya koydu.
Avukat görüşmeleri, sağlık kayıtları, tanık anlatımları ve hak örgütlerinin incelemelerine göre, gözaltından hapishane sürecine uzanan dönemde ağır hak ihlalleri yaşandı. Hakkâri Barosu, İnsan Hakları Derneği (İHD) ve Özgürlük için Hukukçular Derneği (ÖHD) Hakkâri şubeleri tarafından yapılan açıklamalarda, olayın tüm yönleriyle soruşturulması ve sorumlular hakkında işlem başlatılması çağrısı yapıldı.
Görüşmede yaşadıklarını anlatan çobanların aktarımlarına göre, 15 Mayıs’ta gözaltına alınan iki çoban, üç gün süren gözaltı boyunca Şemdinli ‘Emniyeti’nde ağır işkenceye maruz bırakıldı.
İşkenceden üç gün sonra, 18 Mayıs’ta tutuklanmalarının ardından Hakkâri Hapishanesi’ne götürülen çobanlar, öncesinde Hakkâri Devlet Hastanesi Acil Servisi’nde muayene edildi.
Tecavüz rapora yansımadı
Yazılı beyanda bulunan çobanlar, Türkçe bilmedikleri hâlde muayene sırasında beyanlarının alınmadığını, yanlarında tercüman bulunmadığını aktardı.
20 Mayıs’ta yapılan şikâyet üzerine yeniden aynı hastaneye götürülen Resul Bimari’nin cinsel saldırıya uğradığı raporla tespit edildi. Muayeneyi yapan hastanenin epikriz raporunda söz konusu işkencenin 18 Mayıs tarihli ilk raporda yer almaması, Resul Bimari tarafından işkencenin beyan edilmemesine bağlandı.
Çobanlar ise yazılı beyanlarında muayene dahi edilmediklerini dile getirdi.
Yaşanan işkenceyi aktaran çobanların avukatı Ümit Savaşan, tablonun çok daha ağır olduğunu söyledi. Başka bir müvekkiliyle görüştüğü sırada, müvekkilinden geçici koğuşta karşılaştığı iki İranlıya işkence yapıldığını öğrendiğini belirten Savaşan, İHD ve ÖHD Hakkâri Şube Komisyonu olarak olaya müdahil olduklarını ifade etti.
Avukat ve tercüman sessiz
İşkencenin uzun süredir toplumda kanıksandığını belirten Ümit Savaşan, bu olayda da benzer bir durum yaşandığını; çobanlarla görüşen CMK kapsamında atanan avukatın ve tercümanın işkenceye sessiz kaldığını söyledi.
Çobanların durumu avukatlara iletmesine rağmen herhangi bir işlem yapılmadığını, tercümanın da bu durumu tutanaklara geçirmediğini ifade eden Savaşan, kollukta ifadeye giren tercümanın adliyede de tercümanlık yapmak istediğini ancak adliye personelinin bunu kabul etmediğini belirtti.
‘PKK’lilerin yerini söyle’
Ümit Savaşan, uzun süredir Şemdinli’nin sınır köylerinde yakalanan İranlılara ya da yabancılara sistematik işkence uygulandığını ve bunun yalnızca iki kişiyle sınırlı olmadığını vurguladı.
Çobanlardan Resul Bimari’nin maruz kaldığı cinsel saldırıyı hatırlatan Savaşan, makatına şişe sokulduğunu aktararak sınır hattında sık sık uyuşturucu madde yakalandığını ifade etti.
Savaşan, çobanların uyuşturucu madde bulundurdukları iddiasıyla gözaltına alındığını ancak kendilerine, “PKK’lilerin yerini söyle. Sana 5 bin dolar verelim. Git orada onların yerini öğren. Kimler geliyor, kimler gidiyor?” şeklinde sorular yöneltildiğini; amacın esasen İran tarafında istihbarat faaliyeti geliştirmek olduğunu belirtti.
Uyuşturucu bahanesi
Ümit Savaşan, “Bu iki kişi yakalandıkları sırada herhangi bir suça konu durum üzerinden yakalanmıyor. Yanlarında uyuşturucu madde, silah ya da kaçakçılığa ilişkin herhangi bir unsur tespit edilmiyor. Tutuklanma gerekçelerinde ve tutukluluğun devamı kararlarında da buna ilişkin bir bilgi yer almıyor” diyerek asıl amacın başka olduğunu ileri sürdü.
İşkenceye ilişkin de bilgi veren Savaşan şöyle konuştu:
“Olaya dâhil olduktan sonra iki görüş gerçekleştirdim. İkinci ziyaretimde onlara 10–15 gün olmayacağımı söyledim. İstanbul ve Tekirdağ bölgesine gitmiştim. Onları görmemin ertesi günü apar topar bütün eşyalarıyla birlikte koğuştan çıkarılıyorlar. Daha önce işkenceye dâhil olmuş en az bir kişi vardı; onlar, ‘Bize işkence yapanlardan üçü de oradaydı’ diyor.
Eski hapishanelerde zemin katlar olur. Hakkâri Hapishanesi’nde de böyle bir bölüm var. Buraya götürülüyorlar. Sonra dışarıdan gelen kolluk ya da istihbarat görevlileri olduğu belirtilen kişiler hem Salah’la hem Resul’le görüşüyor.
Salah’la yapılan görüşmede herhangi bir şiddet uygulanmıyor. Ancak Resul ile yapılan görüşmede çok ciddi işkence olduğu ifade ediliyor.”
Avukat görüşüne sevk kılıfı
İki-üç haftadır vekâlet almak için uğraştıklarını ve bu amaçla sürekli hapishaneye noter gönderdiklerini belirten Savaşan, noterlere sürekli olarak çobanların “hastaneye sevk edildiği” ya da başka gerekçelerle görüştürülmediklerinin söylendiğini aktardı.
Çobanların anlatımlarına göre işkence uygulayanlar arasında çok iyi Kürtçe bilen ve yüksek ihtimalle korucu ya da uzman çavuş olduğu düşünülen kişiler de bulunuyordu.
Savaşan, işkencenin ilçede sistematik bir hâl aldığını belirterek şunları söyledi:
“Durum çok daha ciddi. Daha önce kaç kişi gözaltına alındı, kaç kişi işkence gördü, kaç kişi tutuklandı; bunların hepsi belirsiz. Bazıları doğrudan gönderilmiş, bazıları ise ajanlaştırılmış kişiler olabilir. Bu durum kanıksanmış durumda.
Düşünün, başgardiyan ‘Lütfen bu işi büyütmeyin, 40 yılda bir böyle bir şey oldu’ dedi.
Hakkâri Hapishanesi’nde görev yapan infaz koruma memurları ve yöneticiler aslında duruma müdahale etmek istiyor. Çobanları bu hâlde kabul edemeyeceklerini söylüyorlar. Sonrasında yeniden hastaneden rapor alınıyor.
Hapishaneye alınmadan önceki son rapor ile kabul sırasında düzenlenen rapor arasında ciddi farklılıklar olduğu belirtiliyor.”
Gardiyan bile dayanamadı
Savaşan, çobanların 19 gün boyunca tek başlarına tutulduklarını ve maruz kaldıkları işkencenin boyutuna gardiyanların bile dayanamadığını söyledi.
İşkenceye tanıklık eden bir gardiyanın durumu hapishane müdürüne ilettiğini, müdürün de müdahale ederek süreci sonlandırdığını aktardı.
Savaşan, “Ondan sonra müdür, Resul Bimari’ye uygulanan her tedaviyle, verilen her ilaçla ve kullanılan her kremle bizzat ilgileniyor. Resul Bimari o kadar ağır işkence görüyor ki gardiyanlar tarafından müdüre götürüldüğünde korkudan altına işiyor” dedi.
Hapishane müdürünün kendileriyle görüşmeyi kabul etmediğini belirten Savaşan, hapishane savcısıyla görüştüklerini ve soruşturma açıldığını ifade etti.
Resul’un çığlıkları
Mezopotamya Ajansı’ndan (MA) Ceylan Şahinli’nin ulaştığı çobanların ifadeleri de işkence iddialarının boyutuna ilişkin anlatımları ortaya koyuyor.
Salah’ın aktardıkları şöyle:
“Sınırda bizi yakalayan askerlerden kötü muamele görmedik. Sonra karakoldan bizi jandarma almaya geldi. Şemdinli İlçe Emniyeti’ne götürüldük. Burada bize işkence yaptılar. Parmak izimin 2025 yılının Kasım ve Aralık aylarında ele geçirilen uyuşturucu maddelerde bulunduğunu söylediler. Akşam ifadelerimiz alındı, nezarette kaldık. Sabah Resul’ü aşağı kata indirdiler. Resul’ün çığlıklarını duyuyordum.Daha sonra gelip beni de aldılar; bana da işkence yaptılar.Resul’e tecavüz etmişlerdi. Kanaması vardı ve günlerce tuvalete çıkamadı. Sağlık kontrolüne götürdüler. Kontrolde sadece adımız soyadımız soruldu, hemen çıkardılar. Bizi muayene etmediler. Hakkımızda tutuklama kararı verilince Hakkâri Kapalı Hapishanesi’ne götürüldük. 10 Haziran 2026 tarihinde aile görüşünden sonra öğle yemeğini yedik. Hemen ardından beni odadan çıkardılar. Alt kata indirdiler. Orada, Şemdinli İlçe Emniyeti’nde bize işkence edenlerden biriyle birlikte üç kişi daha vardı. Burada beni tehdit ettiler, sorular sordular ancak fiziksel şiddet uygulamadılar.”
‘Soyup tecavüz ettiler’
Resul Bimari ise yaklaşık üç yıldır çobanlık yaptığını, bu yıl kuzenini de yanına aldığını anlatarak şunları söyledi:
“Esendere Sınır Kapısı’ndan iki kez geçmek istedik. Ancak giriş ve çıkışlar kapalıydı. Biz de sınırı kaçak yollarla geçmeye çalıştık. 15 Mayıs 2026 tarihinde saat 07.00 sıralarında sınırı geçmeye çalışırken üzerimize ateş açıldı ve dron kaldırıldı. Ardından yakalandık. Sınırda bizi yakalayan askerlerden kötü muamele görmedik. Karakol komutanı muhtarı çağırdı. Bizi tanıyıp tanımadığını sordu. Muhtar da beni tanıdığını ve çobanlık yaptığımı söyledi.Karakolda bize yemek ve çay verildi. Daha sonra jandarma bizi Şemdinli İlçe Emniyeti’ne götürdü. Saat 12.00–16.00 arasında, kameraların olmadığı alt kattaki odalarda işkence gördük. Akşam avukatlar geldi. İfademize eşlik ettiler.Ben avukatıma işkence gördüğümü ve dişlerimin kırıldığını söyledim. Ancak avukatım, ‘Ben ne yapabilirim?’ dedi. Gece nezarette kaldık.Sabah saat 08.00 civarında beni aşağı kata indirdiler. Beni tamamen soyup işkence etmeye başladılar. Yüzüstü yatırdılar, biri ayağıyla sırtıma bastı. Ardından diğer kişi cinsel saldırıda bulundu. Dört gün boyunca kanamam oldu ve büyük tuvalete çıkamadım. Aynı sabah benden sonra Salah’ı da aşağı indirip işkence yaptılar. Vücudumuzun çeşitli yerleri mosmor olmuştu. Sağlık kontrolüne götürüldük. Orada sadece kimlik bilgilerimiz soruldu ve hemen çıkarıldık. Hakkımızda tutuklama kararı verildikten sonra Hakkâri Kapalı Hapishanesi’ne getirildik.Daha sonra yeniden alt kata indirildim. Burada, Şemdinli İlçe Emniyeti’nde bize işkence eden üç kişi ile bir kişi daha vardı. Bu kişiler jandarma yelekleri giydi ve camları örttü. Yaklaşık 15 dakika boyunca şok cihazı ve demir coplarla işkence gördüm.Odadan çıkarıldığımda vardiya başmemurunun odasında korkudan altıma işedim.”
Kurumlardan açıklama
Çobanlarla görüşen Hakkâri Barosu, İHD ve ÖHD Hakkâri Şubesi de hazırladıkları raporu kamuoyuyla paylaştı.
Hakkâri Kapalı Hapishanesi önünde yapılan açıklamada, Salah ve Resul Bimari’nin maruz kaldığını belirttikleri işkencenin aktarıldığı, olayın takipçisi olunacağının vurgulandığı belirtildi.



